22.12.2010

Dolunay

Dolunay,
Alnında kalın ve alaycı çizgiler,
Bir madalyon gibi ilişmiş göğsüne gecenin.
Sımsıcak lodostan başı dönmüş sokaklarda,
Uçup giden çatısı mı göğsümün,
Yine mi firar bu gece
payına düşen gönlümün?

Uyursun,
Düş uyur bu gece.
Hatta gecelerce…
Ya bir dolunay olasım gelir
ki bilirim iddialı bir istektir,
Ya da bir sokak lambası pencerenin dibinde…

20.12.2010

Milyon Kere Ayten


Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun 

17.12.2010

Gelincikler



gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda
işi iş kasabanın
su yüzlü çocuğun işi iş
bir de poyraza döndü mü hava
başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından
faytonların turuncu tekerlekleri
yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde
asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider
gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda.

saat onikilerde
postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi
durmadan bakar
ki o mektuplar nereye giderse gitsin
öylesine uzundur ki kasaba
gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi
gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak
içlerinde kar serpintisi
içlerinde bozkır
içlerinde herkesin bir güneyi olan
ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için
kesersiz, çivisiz, elsiz
sadece ruhlarından
o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler
canlanır suya değince hemen
bordalarındaki nakışlar
bir derya gülü alıp başını gider.

yeter ki görünsün gelincikler
önce tek tek görünsün sonra topluca
usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba
gelincikler indi mi çayırlardan
su bardaklarına, berber dükkanlarına girdi mi
duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere
girdi mi bir kere
-aynaları boğacak neredeyse
-taşlıkları basacak sel gibi
o zaman...
tam o zaman
marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında
konuştukça binlerce kayık
konuştukça binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar
ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız bir-
birimize
unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de
yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler
ipince bir ıslığa yerleştirilsin
türküler süzsün tüveyçlerinden
kahveler eski renklerine boyanır yeniden
biralar ciğ ışıkta bile parlak
yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak.

gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde
sevgiler umutlar yok değildir
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize
çabuk öfkeleniriz
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden
anlamıyoruz da ondan mı yoksa
bir bütün olduğunu mutluluğun
umudun bir bütün olduğunu
seziyor muyuz yalnızca
baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan
öyle bir arada güzel
yaşamanın lezzetini
kanımızı tutuşturdukça gün günden
buğusunu saldıkça
bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.

Efkârlıyım

Efkârlıyım abiler
Bir afeti devran sebebine
Ne vardı öyle salınacak,
Beni ardına takacak
Ya eteklerinden düşürdüğü sevdaya ne demeli?
Görmezden gelmek olunur mu?
-Pardon bayan, bir sevda düşürdünüz-
Heyhat, fark etmedi sevdan beni
Bana yaramazdı zaten bu sevdalar
Bu hülyalar,
Bana kalsa kalsa ah’lar kalır
O da hicaz makamından
Ah, ah…
Efkârlıyım abiler
Ne vardı bu kadar güzel olunacak
Azıcık çirkin olaydı ya

Aralık

Nasıl anlatılır
Cemal Süreya
Bir harf kaybetmiş ya adından
Beyaz bir Aralık gecesinde ben
Can vermeye hazırdım işte canımdan.

12.12.2010

Dialog


-Kadim, sessizliği dinle, bak ne güzel heryer dingin
-gııııırrrrrkkkk!


9.12.2010

Forrest Gump


''Akıllı bir adam değilim,ama aşkın ne olduğunu biliyorum''

 "Annem hayatın hep bir kutu çikolata gibi olduğunu, ancak senin payına ne düşeceğini bilemeyeceğini söylerdi"
 

8.12.2010

3.12.2010

Mazisiz

Seni ne zaman görsem
Unuturum öncesini
Yürüdüğüm yolun yabancısı olurum
Sana sürüklendiğimi bilirim bir tek
Sen yanımdan geçersin salına salına
Gözlerimi sende bırakırım

Ve hala bilmem seni neden sevdiğimi
Ama seni en çok ne zaman seviyorum biliyor musun?
Kalbime bir ağrı saplandığında
Öncesini sorma, bilmiyorum
Bir mazisi yok seni sevişimin
Seni her sancıda yeniden seviyorum.

2.12.2010

The Shawshank Redemption


"Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez."

-Müzik buradaydı yani içimde. Müziğin güzelliği budur. Bunu sizden alamazlar. Hiç müzik için böyle şeyler hissetmemiş miydiniz?
- Ben genç bir adamken mızıka çalardım. Sanırım ilgimi kaybettim. İçerideyken fazla bir anlamı yok.
-En fazla anlamı olduğu yer burasıdır. Unutmamak için ihtiyacın var.
-Unutmak mı?
-Dünyada taştan ibaret olmayan başka yerlerin de olduğunu. Birşeyler var… İçinde… Alamayacakları ve dokunamayacakları birşeyler. O sana aittir.
-Sen neden bahsediyorsun?
-Umut…

1.12.2010

Papatya

Bayırlar çıkıyorum,
Yokuşlar iniyorum bir bir
Ilıman iklimine hazır bedenimle
Harın ve narın aşkıyla
Seni buluyorum sonra sere serpe…
Hardan turuncu, nardan kırmızı…
Yakan, saptıran, yok eden…
Kendimi sana sokulurken buluyorum 
Derken yolumu şaşırıyorum,
Bir damla suyun hasretiyle,
Dehlizlerinde kayboluyorum şehrinin
Nafile bu arayış da
Yaşanan kor vaktidir artık
Ve yaşanıyor yaşanmakta olan.
Ayaklarıma inen ateşe aldırmadan…

Ağlamaklı bir ses var seni sevişimde,
Ölümümden kalmış gibi.
Sen, tohumu kanıma atılmış papatya
Hazırsan yeni baharlara,
Öldürdüğün gibi oldur beni
Sar beni ateşten kundağına

Atfedilen

Şahların şahı bugün bana geldi. Bana beni anlattı, ben dinledim. Sonra ben kendimi anlattım ona, o dinledi. Elinde ışık vardı, bana verdi. Kendi zaten ışıktı, aslında bana elini vermişti. Her parmak ucu birer kandildi, tutuşturdu beni, yaktı kül etti. Çıplak kaldım bir süre, yeni doğmuş bebek gibi, üryan, kimsesiz, biçare, elindekini yakmış tüketmiş. Ama şimdi, göğsümde bir pervane, ışığa doğru süzülen, dönen, ışıkla birleşmek isteyen. Öldüğümde ışık olurum belki de. Şahların şahı bugün beni ben etti, elimdeki teli kopmuş sazı onardı, bana geri verdi. Kendi sesimden türkü söyledi, afallattı, ağlattı, gözyaşımı sel etti. Çok da güzel etti..

C.K.G