sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabahattin ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.01.2016

Kürk Mantolu Madonna

Kürk Mantolu Madonna'yı okuyup bitirdikten sonra yaptığım karakalem çalışması;


ve o kitapta söyle bir paragraf vardı;
''Bu portrede ne vardı?.. Bunu izah edemeyeceğimi biliyorum; yalnız, o zamana kadar hiçbir kadında görmediğim garip, biraz vahşi, biraz mağrur ve çok kuvvetli bir ifade vardı. Bu çehreyi veya benzerini hiçbir yerde, hiçbir zaman görmediğimi ilk andan itibaren bilmeme rağmen, onunla aramızda bir tanışıklık varmış gibi bir hisse kapıldım. Bu soluk yüz, bu siyah kaşlar ve onların altındaki siyah gözler; bu koyu kumral saçlar ve asıl, masumluk ile iradeyi, sonsuz bir melal ile kuvvetli bir şahsiyeti birleştiren bu ifade, bana asla yabancı olamazdı. Ben bu kadını yedi yaşımdan beri okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri kurduğum hayal dünyalarından tanıyordum. Onda Halit Ziya’nın Nihal’inden, Vecihi Bey’in Mehcure’sinden, Şövalye Büridan’ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra’dan, hatta mevlit dinlerken tasavvur ettiğim, Muhammed’in annesi Amine Hatun’dan birer parça vardı. O benim hayalimdeki bütün kadınların bir terkibi, bir imtizacıydı.”

28.06.2015

‘İşte bu beni anlar!’

“Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı… Bunların, bütün ömrümce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: ‘Bu beni anlamaz!’ demişsem, bu sefer bu kadın için, gene hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: ‘İşte bu beni anlar!’ diyordum..."

yanılmışım...

6.08.2012

Kürk Mantolu Madonna



this young boy epitomizes our welsh ambivalent love for both rugby and music. this place, pant-y-wean, was once, in the 1930s, voted the most beautiful village in south wales, but it has long since been obliterated by opencast mining. when i asked what he was doing, he replied, “my mother gave it to me to mend.”

boy destroying piano, wales, 1961
photo by philip jones griffiths/magnum photos

Müthiş bir can sıkıntısına ve melankoliye düşmemek için ne kadar gayret gösterdiğimi görmüyor musun? Farz et ki biz, biz değiliz. Burayı dolduran bir sürü insandan biriyiz. Zaten onların da bakalım hepsi göründükleri gibi mi? İstemiyorum. Kendimi herkesin akıllısı veya duygulusu yerine koymak istemiyorum. İç gül!

30.09.2011

Kürk Mantolu Madonna


beklemek...yorucu..
hele bir de gerceklesecegi kesin degilse..
birseyi beklemek insanin ozguvenini zedeleyen, kendini degersiz hissettiren bi durum
bekletene karsi ofke buyuyor insanin icinde
vazgecmeye, birakip gitmeye cagiriyor o ofke
egonu en cok rahatlatan da o -gidebilirim-
tabi sonra vazgecmis olmanin verecegi vicdan azabi var
"dayanamadin kactin!"
belki cok az kalmisti -belirsizlik-
30 yildir ayni sayilara loto oynayanlar, çocukluk askini 7 kitada arayip bulanlar..
birseylerin olmasini salakca bir guvenle bekleyenlere bu yuzden salakca bir hayranlik duyuyoruz
yeterince sabirli olursak bekledigimiz seyin mutlaka gerceklesecegine inaniyoruz, o hikayelerle buyumusuz..
monte cristo kontunun 200 yil sonra 30. kez filmini cevirip hayranlikla seyrediyoruz
oyle bir inaniyoruz ki basaranlarin vazgecmeyenler olduguna...
oysa vazgecmenin utanilacak hicbir yani yok
beklemekten arda kalan ne kadar ulu ne kadar mistik ve hayranlik uynadirici insanlar oldugumuzu anlatan masal külliyatiyken
rasyonel olan herseyin gayri ahlaki oldugu, kolay yolun basmakalip dusunceyle her zaman yanlis yol oldugu neden hep suratimiza vuruyor?
peki ya biz birseyleri safca beklerken elimizden kacanlar...
belki de edebiyat bunun icin var
vazgecemeyecek kadar korkak olanlara kendilerini iyi hissettirmek icin..

sevgi neydi hakkaten?

Kürk Mantolu Madonna dan alıntıdır

23.08.2011

Değirmen


...

Sen aşkın ne demek olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?...

Çooook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu... Ve onu herhalde çok kucakladın... Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa...

Yahut sevgilin seni sevmiyordu... O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?... Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?...
Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvel' kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazeretler tedarik etmiştir.

Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüye sevdin, ve bu böyle gidiyor. Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek mi dir?...

Çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musunuz?...
Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?
Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misiniz?
Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim...

Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekala, ikincisi ne? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?... Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?... Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır: kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun...
 

Siz sevemezsiniz adaşım, siz, şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz... Bizler: batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingeneler...Dinle adaşım, sana bir çingenenin aşkını anlatayım..

...

29.10.2010

Sabahattin Ali




Ödünçtür sana ölüm
Hak edilmemiş her ölüm gibi
Mezar taşın bile yoktur zira
Kim bilir,
Belki çok görüldü dokuz tahta
Sürgünlükten yorulmuş vücuduna
Yine de korkma!
Boşuna değil sırtındaki yara
Vurulduğun vakit,
Boy boy filizler yeşerdi ardın sıra
Rumeli’de, Anadolu’da.
Adı Memet, Sülüman, Osman
Göbek adlarıysa Ali,

Yeniden beklese de sürgünler
Sürgün verdi Ali’ler
Bir Ali’nin öldürüldüğü yerden