12.01.2011
Mahyalar
İmanımın iki şerefesinin arasına
Bir mahya gibi
Simsiyah çöken geceye inat
Yağan yağmura inat
Sönecek sanırsın yandığı yerlerinden
Sandıkça daha çok yanar
Yandıkça görürsün ki;
Usulca süzülen yağmur değil
Matemdir, gecenin kirpiklerinden
Gece ağladıkça ben ağlarım
Gece bitkin düştüğünde ağlamaktan
Saba makamında bir seda duyulur
İç çeker gibi…
Bilirim yeni bir gün kapıyı çalan
Gönülde senli bir güne başlamanın heyecanı
Aklanıp paklanıp sana gelirim
Koşarım belki ama
Ben bir tek sana geldiğimi bilirim, nasılını değil
Tam da mahyaların önündeyim işte.
Yüzümde parıldayan bir nazar
Adını zikrederim
Belki milyon kere ama
Ben bir tek adını bilirim, defasını değil
Böyle başlarım her güne
Yeter ki yansın mahyalar
Bu koca şehri yakar gibi
9.01.2011
Gidelim
Kendimi senden azat ettiğim gündür bugün
Güya çok sevilmişim
Mahpus olduğu için şiirler yazmış bu sefil
Nafile bir zamanın tam ortasındayım şimdi
Gövdemi dünyaya bulayacağımın evvelindeyim
Yârin avlusunda voltaya alışmış bir kere ayaklar
Gözü arkada kalan adımlarımda tozuyan haykırışlar…
Neresi paklasın beni, hangi iklim, hangi coğrafya
Öptüğün yerlerimi kara çıbanlara bırakıyorum artık
İçtiğim tütünün birazını da yaralarıma bastırıyorum
Acıdan nefesim kesiliyor
Soluksuz bir nefret içimde, omzunu öpüyorum
Ve ağzımdan bir barut kokusu yayılıyor
Mühürlüyorum sonra dudaklarımı, gençliğimle
Taptaze yaşlandığım gündür bugün
Saçlarım tozlu, benzim sarı, bakışım kara
Cildim kırışık mahpusluktan
Madem doğrulanmıyor, aklanmıyor aşklar yatmakla
Gidelim…
İçimde bir bahar günü voltaya durmuş bir dünya…
22.12.2010
Dolunay
Dolunay,
Alnında kalın ve alaycı çizgiler,
Bir madalyon gibi ilişmiş göğsüne gecenin.
Sımsıcak lodostan başı dönmüş sokaklarda,
Uçup giden çatısı mı göğsümün,
Yine mi firar bu gece
payına düşen gönlümün?
Uyursun,
Düş uyur bu gece.
Hatta gecelerce…
Ya bir dolunay olasım gelir
ki bilirim iddialı bir istektir,
Ya da bir sokak lambası pencerenin dibinde…
20.12.2010
Milyon Kere Ayten
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun
17.12.2010
Gelincikler
| gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda. saat onikilerde postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi durmadan bakar ki o mektuplar nereye giderse gitsin öylesine uzundur ki kasaba gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak içlerinde kar serpintisi içlerinde bozkır içlerinde herkesin bir güneyi olan ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için kesersiz, çivisiz, elsiz sadece ruhlarından o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler canlanır suya değince hemen bordalarındaki nakışlar bir derya gülü alıp başını gider. yeter ki görünsün gelincikler önce tek tek görünsün sonra topluca usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba gelincikler indi mi çayırlardan su bardaklarına, berber dükkanlarına girdi mi duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere girdi mi bir kere -aynaları boğacak neredeyse -taşlıkları basacak sel gibi o zaman... tam o zaman marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında konuştukça binlerce kayık konuştukça binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız bir- birimize unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler ipince bir ıslığa yerleştirilsin türküler süzsün tüveyçlerinden kahveler eski renklerine boyanır yeniden biralar ciğ ışıkta bile parlak yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak. gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde sevgiler umutlar yok değildir öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize çabuk öfkeleniriz durup durup böyle hüzünlenmemiz neden anlamıyoruz da ondan mı yoksa bir bütün olduğunu mutluluğun umudun bir bütün olduğunu seziyor muyuz yalnızca baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan öyle bir arada güzel yaşamanın lezzetini kanımızı tutuşturdukça gün günden buğusunu saldıkça bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi. |
Efkârlıyım
Efkârlıyım abiler
Bir afeti devran sebebine
Ne vardı öyle salınacak,
Beni ardına takacak
Ya eteklerinden düşürdüğü sevdaya ne demeli?
Görmezden gelmek olunur mu?
-Pardon bayan, bir sevda düşürdünüz-
Heyhat, fark etmedi sevdan beni
Bana yaramazdı zaten bu sevdalar
Bu hülyalar,
Bana kalsa kalsa ah’lar kalır
O da hicaz makamından
Ah, ah…
Efkârlıyım abiler
Ne vardı bu kadar güzel olunacak
Azıcık çirkin olaydı ya
Aralık
Nasıl anlatılır
Cemal Süreya
Bir harf kaybetmiş ya adından
Beyaz bir Aralık gecesinde ben
Can vermeye hazırdım işte canımdan.
12.12.2010
9.12.2010
Forrest Gump
''Akıllı bir adam değilim,ama aşkın ne olduğunu biliyorum''
"Annem hayatın hep bir kutu çikolata gibi olduğunu, ancak senin payına ne düşeceğini bilemeyeceğini söylerdi"
8.12.2010
3.12.2010
Mazisiz
Seni ne zaman görsem
Unuturum öncesini
Yürüdüğüm yolun yabancısı olurum
Sana sürüklendiğimi bilirim bir tek
Sen yanımdan geçersin salına salına
Gözlerimi sende bırakırım
Ve hala bilmem seni neden sevdiğimi
Ama seni en çok ne zaman seviyorum biliyor musun?
Kalbime bir ağrı saplandığında
Öncesini sorma, bilmiyorum
Bir mazisi yok seni sevişimin
Seni her sancıda yeniden seviyorum.
2.12.2010
The Shawshank Redemption
"Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez."
-Müzik buradaydı yani içimde. Müziğin güzelliği budur. Bunu sizden alamazlar. Hiç müzik için böyle şeyler hissetmemiş miydiniz?
- Ben genç bir adamken mızıka çalardım. Sanırım ilgimi kaybettim. İçerideyken fazla bir anlamı yok.
-En fazla anlamı olduğu yer burasıdır. Unutmamak için ihtiyacın var.
-Unutmak mı?
-Dünyada taştan ibaret olmayan başka yerlerin de olduğunu. Birşeyler var… İçinde… Alamayacakları ve dokunamayacakları birşeyler. O sana aittir.
-Sen neden bahsediyorsun?
-Umut…
1.12.2010
Papatya
Bayırlar çıkıyorum,
Yokuşlar iniyorum bir bir
Ilıman iklimine hazır bedenimle
Harın ve narın aşkıyla
Seni buluyorum sonra sere serpe…
Hardan turuncu, nardan kırmızı…
Yakan, saptıran, yok eden…
Kendimi sana sokulurken buluyorum
Derken yolumu şaşırıyorum,
Bir damla suyun hasretiyle,
Dehlizlerinde kayboluyorum şehrinin
Nafile bu arayış da
Yaşanan kor vaktidir artık
Ve yaşanıyor yaşanmakta olan.
Ayaklarıma inen ateşe aldırmadan…
Ağlamaklı bir ses var seni sevişimde,
Ölümümden kalmış gibi.
Sen, tohumu kanıma atılmış papatya
Hazırsan yeni baharlara,
Öldürdüğün gibi oldur beni
Sar beni ateşten kundağına
Atfedilen
Şahların şahı bugün bana geldi. Bana beni anlattı, ben dinledim. Sonra ben kendimi anlattım ona, o dinledi. Elinde ışık vardı, bana verdi. Kendi zaten ışıktı, aslında bana elini vermişti. Her parmak ucu birer kandildi, tutuşturdu beni, yaktı kül etti. Çıplak kaldım bir süre, yeni doğmuş bebek gibi, üryan, kimsesiz, biçare, elindekini yakmış tüketmiş. Ama şimdi, göğsümde bir pervane, ışığa doğru süzülen, dönen, ışıkla birleşmek isteyen. Öldüğümde ışık olurum belki de. Şahların şahı bugün beni ben etti, elimdeki teli kopmuş sazı onardı, bana geri verdi. Kendi sesimden türkü söyledi, afallattı, ağlattı, gözyaşımı sel etti. Çok da güzel etti..
C.K.G
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





