Odandasın belki şimdi. O küçük odanda. O kitapların var ya
hani, gerçekten de başucunda. Kelimelerini aydınlatsın diye sana aldığım o
küçük lamba da hemen orda. Kapın aralık, ışık süzülüyor içeri. Bundan rahatsız
oluyorsun. Önce ‘Biraz aralık sadece’ deyip sonra ‘Açık sonuçta’ diyorsun içinden.
Kalkıp kapatmaya da üşeniyorsun. Sırtını yastığına verip, bacaklarını kendine
doğru toplamışsın. Çaresiz hissediyorsun kendini. Korktuğun için kapıyı sürekli
kapalı tutmaya çalışıyorsun ama bir kapının odadaki kitaptan, lambadan, masa ve
sandalyeden çok farkı yoktur. İnsan onu sadece kullanmayı bilmeli.
MEKTUPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MEKTUPLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9.01.2016
Mektubumsu
10.10.2015
Herşeyin Başladığı Yerden...
Sevgili Burhan,
Canım, güzelim,dostum!
Şu an ODTÜ'deyim.Sana buradan yazmak istedim.Orada burada bulduğumuz anılar içerisinde.Bugün dünü tekrar inşa ediyor zihnim.
Bu aralar aşk doluyum,herkese,herşeye! Nasıl oldu,Nasıl başladı bilmiyorum.Seviyorum dünyayı,nimetlerini,acısını,kaosunu!Gelip geçen insanlara bakıyorum.Hepsi ne güzel.Öte yandan yoruluyorum ben herşeye herkese bol keseden güzellikler dağıtırken,aşklarına onların istediği biçimde karşılık veremediğim için sevdiğim, güzel adamlar beni yokluklarıyla cezalandırıyor,yahut bununla tehdit ediyor.İçlerinden birini kendime istiyorum ama sadece birini,o biri ise bana uçurumlar vaadediyo. Bu uçurumlar İstanbul'da olsa amenna!Ama değil!Elbette üst geçitler şehri Ankara'da.Bir önemi de yok bunların.Hayat almadığımı kararlarla da yeterince güzel ve çirkin ve ben seviyorum dünyayı.Malta'ya geri taşınma,doktora için hazırlanma arifesindeyim. Hepsi ağır aksak ilerliyor, devinyorum.
Sen nasılsın?Sevdalı günler yakın olsun güzel gönlüne?Az sonra geleceksin, Hasretle sarılacağız tanıştığımız yerde, ne güzel!Eylül'ün sonu.Yıkandı Ankara ve ben seni bekliyorum.
Canım, güzelim,dostum!
Şu an ODTÜ'deyim.Sana buradan yazmak istedim.Orada burada bulduğumuz anılar içerisinde.Bugün dünü tekrar inşa ediyor zihnim.
Bu aralar aşk doluyum,herkese,herşeye! Nasıl oldu,Nasıl başladı bilmiyorum.Seviyorum dünyayı,nimetlerini,acısını,kaosunu!Gelip geçen insanlara bakıyorum.Hepsi ne güzel.Öte yandan yoruluyorum ben herşeye herkese bol keseden güzellikler dağıtırken,aşklarına onların istediği biçimde karşılık veremediğim için sevdiğim, güzel adamlar beni yokluklarıyla cezalandırıyor,yahut bununla tehdit ediyor.İçlerinden birini kendime istiyorum ama sadece birini,o biri ise bana uçurumlar vaadediyo. Bu uçurumlar İstanbul'da olsa amenna!Ama değil!Elbette üst geçitler şehri Ankara'da.Bir önemi de yok bunların.Hayat almadığımı kararlarla da yeterince güzel ve çirkin ve ben seviyorum dünyayı.Malta'ya geri taşınma,doktora için hazırlanma arifesindeyim. Hepsi ağır aksak ilerliyor, devinyorum.
Sen nasılsın?Sevdalı günler yakın olsun güzel gönlüne?Az sonra geleceksin, Hasretle sarılacağız tanıştığımız yerde, ne güzel!Eylül'ün sonu.Yıkandı Ankara ve ben seni bekliyorum.
19.10.2013
Sabretmek Kaldı Sabret Şimdi..
mavisini yitirmiş bir hayattı..hep de oyle kaldı
gokyuzu yarım.Çimlere basmaya hasret bunlar özlemdi öncelerii..soraları
baska ozlemler aldı yerlerını..acıydı gerıye kalan mucadelendı..sana hep
guclendın dedıler sen dahada mucadele ettın hep dırendın yerı geldı
acına ağlayamadın bıle..çünkü sana biçilen dımdık durmaktı
hayatta..bırılerı geldı ve gıttı..herbırı senden bırseyler aldı,belkı
yerıne koydun belkı koyamadın..ama koysanda asla hıcbısey eskısı gbı
olmadı,olamadı..kalbını kırdılar hoyratça ve arkalarına bıle
bakmadılar..gerıye parçaları bırlestırmek yıne hep sana kaldı..ellerın
oldu,gözlerin oldu;annen;babn;özlediğin çocukluk,arzuların oldu..başka
limanların olduu sığındığın kendını kırlettın belkı bu limanlarda..sora
boşver dedin belki ama aslında boşverdiğin falan yoktu,sende
bılıyordun..sokaklara attın kendini,sarhoş oldun bıttı sandınn ama bır
şarkı bir cadde bir söz yeniden senii ona götürdü..en zoru özlemi
bastırabilmektii..özlem nefesini kestii..yürüdün yürüdükçe yollar
bitmedii,ayaklarına hep bişiler battı kanadı belkidee,hissetmedin çünkü
canımı daha fazla yakıcak bişey yok dedin hep..kendine dönüp hiç
bakmadın..nerdeyım,napıorum,ne istiyorum diye!keşke sorabılseydın
kendıne ama kızma kendıne sana bu hakkı vermediler hiç..yüreğin acıdıı
çok derinden,belkıde ılk defa bu denlı hıssettınn yüreğini..yandı yandı
yandı..gözyaşlarında bitti artık geriye sabretmek kaldı sabret şimdi..
R.U.
R.U.
Sen Nasıl Görünüyorsun Bugün?
selamlar olsun...
hani bir masal vardı Deyiş;iki kardeşten biri diğeri onu bulabilsin diye ardında ekmek kırıntısı bırakıyordu.ormanda yalnızdı çocuk.
masaldaki çocuğum ben de...
sana cümleler bırakıyorum,ekmek kırıntıları gibi...belki de kendi kırıntılarım onlar,kırılmışlıklarım.-ah kimselerin vakti yok oturup ince ince düşünmeye-
oysa bugun güzel bir gün olmalıydı deyiş...bunu doğum günümde istemek çok mu olur Deyiş?güzde doğduğumdan mıdır bilmem,niye böyle hissediyorum kendimi.ne yapsam herde bir hüzün tortusu...yağmur yağıyor,sokak ağlıyor...ben ağlamaklı...
yüzümde çok belirgin bir yorgunluk...saçımın rengi yüzüme bulaşmış bir yolunu bulup...
sonbahar ninni söylüyor sanki...uyuyayım bari diyorum,sonra illa ki uykumu kaçıracak bir şeyleri önüme getiriyor; çalışan makinaların uğultusu ya da düşen yaprakların belli belirsiz sesleri,hiç farketmiyor...
burda hava soğuk...hani birileri gel dese bugun beraber üşüyelim, o zaman güzel de olacak...
demiyorlar...
güzel başlamadım güne..başlayacak bir an olmadı, çünkü bir ertesi gün hiç bitmedi...
ve o bitmeyen günde neler neler oldu...
keşke anlatabilsem...
geriye sadece sabretmek kaldı...ve yine güçlü gibi görünmek...
sen nasıl görünüyorsun bugün?
hani bir masal vardı Deyiş;iki kardeşten biri diğeri onu bulabilsin diye ardında ekmek kırıntısı bırakıyordu.ormanda yalnızdı çocuk.
masaldaki çocuğum ben de...
sana cümleler bırakıyorum,ekmek kırıntıları gibi...belki de kendi kırıntılarım onlar,kırılmışlıklarım.-ah kimselerin vakti yok oturup ince ince düşünmeye-
oysa bugun güzel bir gün olmalıydı deyiş...bunu doğum günümde istemek çok mu olur Deyiş?güzde doğduğumdan mıdır bilmem,niye böyle hissediyorum kendimi.ne yapsam herde bir hüzün tortusu...yağmur yağıyor,sokak ağlıyor...ben ağlamaklı...
yüzümde çok belirgin bir yorgunluk...saçımın rengi yüzüme bulaşmış bir yolunu bulup...
sonbahar ninni söylüyor sanki...uyuyayım bari diyorum,sonra illa ki uykumu kaçıracak bir şeyleri önüme getiriyor; çalışan makinaların uğultusu ya da düşen yaprakların belli belirsiz sesleri,hiç farketmiyor...
burda hava soğuk...hani birileri gel dese bugun beraber üşüyelim, o zaman güzel de olacak...
demiyorlar...
güzel başlamadım güne..başlayacak bir an olmadı, çünkü bir ertesi gün hiç bitmedi...
ve o bitmeyen günde neler neler oldu...
keşke anlatabilsem...
geriye sadece sabretmek kaldı...ve yine güçlü gibi görünmek...
sen nasıl görünüyorsun bugün?
3.11.2011
Belki de Sonuncusu
Nasılsın,
Sana ‘’nasılsın’’la başlayan ve ‘’Allah’a emanet ol’’la
biten bir mektup yazmak istedim. Umarım sonunu getirebilirim. Çünkü sana şiirler
yazmaya alışkınım; mektubun şiire dönüşmesinden korkarım. Senden önce de şiir
yazdıysam da senin kirpiklerini ilk şiirlerim olarak sayıyorum. İnsan umursar
mı hep aynı göz ve kirpikleri? Umursuyor. Tam bu noktada kirpiklerinden öpüp
mektubuma başlamak istiyorum.
İçimin güler yüzü, dostane kadını seninle dertleşeceğim bu
mektupta. Gerçi bu mektubu sana yazarken beynim ne tür girişimler içinde
bilmiyorum. Garip bir çocuğn delirme saatlerindeyim. Hiç istemesem de her zaman olduğu gibi yine
aklını karıştıracağım belki.
Benim aşkım yanlıştı biliyorum. Güzel bir şarkıdaki yanlış
bir nota gibi durdu. Hiç beklemediğin bir vakit karşına çıktım Ankara’nın
aniden bastırıveren yağmurları gibi. Ve birgün dindim ve gittim. Hani sana
derdim ya kendimi arıyorum diye. Uzun konuşmalar yapmıştık üstüne. Ben kendimi
bulamadım hiç. Kendimi bulduğumda sana da gelecektim. Mevsimler gibiyim ben. Mevsimler gibi değişken. Seninle tanıştığım
o günlerde ise bazen üşüyordum bazen de ağaç yaprakları gibi baharlara öykünüyorum.
Dönemeçler geçiyordu ömrümden. Köprülerden atlıyordum. Cesaretli konuşmalar
yapıyordum bazen. Bazense susuyordum bir kış gibi soğuk ve sert. Çok sonraları
farkettim bu soğuk konuşmaların seni ne denli dertli bıraktığını. Affet, ben bilmiyordum
aşkı, aşık olmayı. Sen belki beni büyütmeye çalıştın kendi kırık kalbime
öğütler sallık verirken. Küçücük kız adımlarınla koskoca adama yürümeyi
öğretmeye çalıştın. Ve diline şerbet katıp da anlatmaya çalıştın aşkı. Dinlemek
güzeldi seni. Yine de anlamamakta direndim sanki seni. Bir gün gözlerim
gözlerine değse bir uçurum olur mu acaba yüzün. Kirpiklerin bir gün beni
gerçekten bağışlayabilir mi şiirlerin hatrına? Yokluğumda kışın soğuğuna ve
onca acıya düşmüş ellerin bağışlayabilir mi beni? İncinmiş çiçeğin yine
kaldırabilir mi yüzünü yağmusuz günlere? Islan istemem her ne kadar su yürekli
olsan da, yağmur giyinsen de üstüne. Doğa ve kader boş durmayacak biliorsun. Eski
günlerdeki gibi ince yağmayacak belki ama yağmur yine yağacak. Ve belki de içini hep
ağlatacak ve hep seslenecek uzaklardan sana. Bana da elbette. İncinen ılık bir
zamandan pırıl pırıl bir rüzgar getirecek, kavuniçi bir kız eli getirecek. Dünyadaki
tüm çocukların ellerini, sardunya ve menekşe kokularını, yüzüne vuran ikindi
güneşini, sabahları çarşıya çıkan gencecik kızı...Ankara’yı getirecek bana,
sokaklarını ve parklarını. Ankara nedir ki? Cigara dumanları arasında kalmış
kocaman sevimsiz bir şehirdi ilk zamanlar. Eğer sen olmasaydın sever miydim
sanıyorsun o gazete ilanlarını, o ışıklı reklâm panolarını, pis kokulu parfümlü
caddeleri? Bu kadar alışır mıydım tütüne ve şiire, ya Cemal Süreya ya?
Aşkı bilemediğim gibi düşlediklerimin düşündüklerimin
neresindesin hala bilmiyorum. Şimdi buralarda yine yağmurlar yağıyor ılık ılık
fakat sana gelirsem bir gün, hangi mevsim yaşanacaktır hiç bilmiyorum. Hiç bilemedim
ki zaten. Bu bilinmezliklerle kaç gece, kaç mevsim geçer, hiç bilmiyorum. Kaç şiir
yazılır, aşk daha kaç mevsim ertelenir, hiç bilmiyorum.
Hoşçakal demiyorum. Sadece Allah’a emanet ol.
26.10.2011
17 Eylül 2011
Sevgili E.D.
Hem bir okuyucunuz hem de bir hemşehriniz olarak öncelikle size
teşekkur etmek isterim ;
Kitabınız ' Bir Trakya Masalı' henüz üniversiteye yeni
başladığım yıllarda bir grup trakyalı öğrenciyle kurmaya çalıştığımız fakat bir
türlü kuramadığımız 'Odtülü Trakyalılar' topluluğunun ilk topluluk
kitaplarındandır. Gönül isterdi ki, topluluğumuzun devamı gelsin ve sizi bizzat
üniversitemizde ağırlayalım, maalesef olamadı. Yine de kitabınızla, folklorik
değerlerine sahip çıkmaya çalışan ve aynı zamanda edebiyata meraklı bizim gibi
gençlere ulaşmış ve yol göstermiş sayılırsınız.
Topluluğumuz kurulamadığından kitabınız şu an benim
kitaplığımdadır ve yazdığım bir kaç Rumeli'ye dair şiirde ilham kaynağı
olmuştur.
Görüşmek üzere...Sağlıcakla kalın.
B.K.
---------------------------------------------------
17 Eylül 2011
Sevgili Kardeşim,
İletinle beni mutlandırdın.
Ben, Ulu Önder’in, “Cumhuriyetin temeli kültürdür” buyruğunu
ilkeleştirmiş, bilginin paylaşımına, Türkçenin arılaşmasına ve böylece gençleri
özendirmeye çalışan yetmiş yaşında biriyim.
“Şu karmaşada tek gerçek sanattır” diyerek koşturabildiğim
her yerdeyim. Google’da, Face’de (nerede olursa) beni izle, not al… Önerdiğim,
türkü, şarkı, öykü, şiir, yazar ve kitaplar beğenimin süzgecinden geçmiştir,
dağarcığında bulunsun.
Büyük hastalıkları yarım yamalak atlatabildim.
“Bir Trakya Masalı” Cumhuriyet Kitap’tan çıkan “Islıkla
Çalınan Öyküler” kitabında da var. Israrlar üzerine 7. baskısını bir yayınevine
söz verdim. Önümüzdeki bir-iki ay içinde basılacak. Onun için yeni kısa öyküler
yazıyorum. Ve henüz gün yüzüne çıkmamış olan taslak halindeki birini -ekte-
armağan olarak gönderiyorum.
“Bir Trakya Masalı”nın 7. baskısının hemen ardından “Ustam
Ölmüş Ben Satarım” üst başlığı altında yine kısa öykülerden oluşan yazınsalı
tezli bir kitabım çıkacak.
Her şey gönlünce olsun,
Sevgilerimle
E.D.
---------------------------------------------------
27 Eylül 2011
Sevgili E.D.,merhabalar
Öncelikle ince mektubunuza verilen bu geç cevap için özür
diliyorum. Bir kaç sağlık problemi dolayısıyla ancak şimdi yazabiliyorum. Siz
de ‘’ Büyük hastalıkları yarım yamalak
atlatabildim.’’ demişsiniz. Çok geçmiş
olsun, umarım hepsini tez zamanda
tamamen geride bırakırsınız.
“Şu karmaşada tek gerçek sanattır” diyerek ne güzel ifade etmişsiniz. Ben de tüm
acemiliğime aldırmadan sanki hayatın gerçeğini ararmış gibi sanatın olduğu her
yerde yer almaya çalışıyorum. Edebiyat başta olmak üzere... Zaten size ve
değerli eserlerinize edebiyat yoluyla ulaşmış bulunmaktayım. Şimdiden sizi
blogunuz vasıtasıyla da takibe aldım. Göz atabildiğim kadarıyla ‘Gugulist’ çok
değerli bir blog. İçinde yer alan şahsi görüşlerinizi takip edeceğimden emin
olabilirsiniz. Örneğin, ‘’Beğeninin Yozlaşması’’ gözüme ilk çarpanlardan. Yapmış
olduğunuz alıntılar da bir o kadar kıymetli. Açıkçası Türk ve Dünya
Edebiyatından çok geniş bir beğeni yelpazeniz var. Umarım daha çok
paylaşırsınız bizlerle ve biz bu yelpazeden daha fazla yararlanırız.
Kitabınızı heyecanla bekliyorum. Başarısından şüphem yok.
İsmi bile güzel duygular uyandırıyor insanda. Açıkçası La Paragas’ın da
belirttiği gibi kitaplarınızın isimleri ve kapakları ayrıca bir beğeni konusu.
İtiraf etmeliyim ki sadece ‘Bir Trakya Masalı’nın kapağından etkilenerek bile
bir şiir yazmıştım. Sizinle paylaşmak isterdim ama yazdıklarım karşınıza
çıkaracak kadar iyi sayılmaz henüz.
Bana taslak halindeki bir öykünüzü göndermişsiniz. Çok
teşekkür ederim gerçekten. Heyecanla açtım, bir çırpıda ve keyifle okudum. Son
zamanlarda hele ki şu sağlık sorunlarıyla uğraştığım o vakitlerde ağzımda bal
tadı bıraktı, şifa oldu bir nebze. Ayrıca nasıl onurlandım bilemezsiniz. Bu
mektup benim almış olduğum en kıymetli armağanlardandır ve ömrüm boyunca
saklayacağımdan emin olabilirsiniz.
Bu armağan için sonsuz teşekkurler. Size yazın hayatınızda
bolca başarılar diliyorum.
Sağlıcakla kalın
B.K.
--------------------------------------------------
--------------------------------------------------
28 Eylül 2011
Değerli Kardeşim,
İçtenlikli mektubunu aldım. Mutlu olmakla birlikte sözünü
ettiğin sağlık sorunundan dolayı endişelendim. Rahatsızlığının ne olduğunu
yazarsan memnun olurum. Gençlerin sağlık sorunlarına üzülürüm.
"Dedeciğim" sözcüğünü duyana kadar sağlıklarına dikkat etmelidirler,
diye düşünürüm.
İlâveli öyküleriyle "Bir Trakya Masalı"nın 7.
baskısı için çalışmalarım sona yaklaştı, sanırım Kasım ayında çıkar.
Torunlarınızın da okuyabileceği sevimli bir Trakya kitabı bırakacağımı
umuyorum.
Asıl üzerinde durduğum, genel savı; sanatta usta-çırak
ilişkisi olan öyküler kitabının çalışmaları... Onda da oldukça yol almış
bulunuyorum. Beni doyuracak olgunlukta becerebilirsem, edebiyat fakültelerinde
"metinlerarası ilişkiler"in ders kitabı olabilir.
Yazdığın şiirleri göndermekten çekinme. Şiir; edebiyatın
abece'sidir. Sonra düzyazıya geçilince yazılanların tadında geçilmez. Özellikle
de kısa hikâye...
Bu aralar uğraşıların yoğunluğuyla fazla yayın yapamıyorum.
Bu kitaplardan sonra internet ortamında "meraklısına notlar"ı
sürdüreceğim.
Sağlık ve mutluluk dileklerimle gözlerinden öperim.
E.D.
---------------------------------------------------
29 Eylül 2011
Sevgili E. D.,
Umarım sağlıkta ve keyiftesinizdir. Sizi sağlık sorunlarımla
endişelendirmek istemezdim. Çok ciddi sorunlar olmasa da fazlasıyla insanı
huzursuz eden sorunlardı. Bir diş ameliyatı geçirdim.Ağrılı ve sancılı bir
haftaydı ve aynı hafta içinde iş başında
gözüme birşey kaçtığından dolayı bir kaç gün gözüm yaşlı gezdim. Şimdi hepsini
atlattım ve eskisinden daha iyiyim.
Umarım siz de kitabınızın sonuna geldiğiniz şu günlerde
iyisinizdir. Torunlarımızın da okuyabileceği sevimli bir Trakya kitabı
bırakacağınızı söylemişsiniz. İnsan bu yaşlarda pek torun sahibi olmayı
düşünemiyor ama haklısınız galiba. Kitabınız adı üzerinde sevimli sıcacık bir
Trakya masalı. Belki memleketim diyedir; Trakya bana herzaman masalsı
gelmiştir. Bir de sizin kaleminizle anlatılınca ayrı bir güzel oluyor bu masal.
Torunlarımı görebilir miyim bilemiyorum ama belki diğer kitabınız ders kitabı
olarak çocuklarımın ellerinde yer alır. Size ayrıca diğer kitabınızda da
başarılar diliyorum.
Facebook’ta isminize rastladım. Umarım kucağında iki güzel
çocuk olan kişi sizsinizdir. Öyleyse çok şanslı biri –torunlarınızsa, şanslı
bir dede- olduğunuzu söylemeliyim. Tabi onlar da öyleler.
Son olarak sizin bana gönderdiğiniz öyküye icabeten size
yazmış olduğum bir şiiri göndermek isterim.
Ellerinizden öper, sağlık mutluluk dolu günler dilerim.
B.K
---------------------------------------------------
29 Eylül 2011
Sevgili B.K,
Sıcak iletini aldım. Şiirin olgun. Güzel üstü. Haz duyarak okudum.Çıkış aldım.Tekrar tekrar okuyacağım. Atlattıkların için geçmiş olsun,Gözlerinden öper, iyi geceler dilerim.
E.D.
Telgraf gibi oldu stop... :))
20 Ekim 2011
Sevgili B.,
Şaşkınlığım, olasılık hesaplarının yön değiştirmesinden biraz da hani hiçbiri bir' den büyük olamazken...Mesajıma cevap vermemeniz ki muhakkak mühim bir sebebiniz vardır diye düşünerek, hatrımda yer edindi lakin bir kırıklık da yarattı. Fakat bunun için üzülmenize sebebiyet verirsem işte o zaman incinirim.
Bu yaptığıma geri dönüp baktığımda, cesaret mi diyelim orasını bilemiyorum amma birkaç parmak takırdısı ötesinde yaşadığımız bir dünyada, kolay gibi görünse de benim için zor lakin mühim bir davranıştı...
Gelelim Cemal Süreya'ya; Benim de hayatımı yaşantı'ya çeviren özel bir yerdedir kendisi, ne mutlu ki böyle olduğunu bildiğim bir kişiyle daha tanışmaya vesile oldu,tanımaya da vesile olur umarım.
Şimdilik mesajımı burda bitireyim, işteşliğin arttığı nice zamanlarda buluşmak dileğiyle.
Hoş kalın.
D.K.
Fosur Fosur
07 Ekim 2011 Cuma
Selamlar aga,
Daha önce konştuklarımıza ek olarak, şunları demek istiyorum sana;Fosur fosur yaşa gençliğini aga, sigara içer gibi, tirkayi
olacağını bile bile, birini sönmeden diğerini yakarak. Sev kadınları, bir
ikisini sevişmesen de sev, agız alışkanlığı diyerekten, ya da becerebildiğin ne
varsa onu sev. Ben şiiri beceriyorum, onu seviyorum.
Lıkır lıkır yaşa gençliğini aga, bir üzüm bağına girmiş gibi
kokusunu al şarabın. Tirkayi olacağını bile bile. Benim gibi dövüşme şarapla, onla
seviş. Kimseye aldırmadan, Eller ne diye korkmadan. Elinden gelirse benim için
de seviş şarapla. Şarabın kokusu sinsin saçlarına, ayakların yalpalasa da
sarhoşluktan gençlikten ya da aşktan dökülmekten taşmaktan korkma mericin egeye
döküldüğü yerden.
Belki taşları çok geç dizmeye başladık aga ama daha çok
erken aga ıstakaları devirmek için. İyi oyna hayatın üzerine, el başkasına
geçmeden, şimdilik bu el senin aga, iyi oyna taşını.
Görüşmek üzere aga
B.K
1.12.2010
Atfedilen
Şahların şahı bugün bana geldi. Bana beni anlattı, ben dinledim. Sonra ben kendimi anlattım ona, o dinledi. Elinde ışık vardı, bana verdi. Kendi zaten ışıktı, aslında bana elini vermişti. Her parmak ucu birer kandildi, tutuşturdu beni, yaktı kül etti. Çıplak kaldım bir süre, yeni doğmuş bebek gibi, üryan, kimsesiz, biçare, elindekini yakmış tüketmiş. Ama şimdi, göğsümde bir pervane, ışığa doğru süzülen, dönen, ışıkla birleşmek isteyen. Öldüğümde ışık olurum belki de. Şahların şahı bugün beni ben etti, elimdeki teli kopmuş sazı onardı, bana geri verdi. Kendi sesimden türkü söyledi, afallattı, ağlattı, gözyaşımı sel etti. Çok da güzel etti..
C.K.G
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
