19.05.2015

Hoşbuldum

Uzanıp alırken ceketimi
Bilmez neleri neleri sıyırır omuzumdan
Güzel günlere ve bahara
Hoş geldin! der umutla
Sesi sanki akşam üstünde bir dutluk
Gözleri yana yakıla bir lisan
Bu iki odalı ev
İkimiz için de gönüllü bir tutukluluk

Ve elbette...

Hoş bulduk!

Mutfakta Biri mi Var?


Ölmek üzere olan bir adamın yere düştüğünde dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme ile bulutları izlemesi gibiydi onu mutfakta domates doğrarken fark ettiğimdeki bakışım. Alıp elini öpmek istedim; bulutlara değmek… Sonra kendimi fark ettirmeden salona geçtim. Kanımın çekildiğini hissettim bir an. O tebessüm tamamen kaybolmuştu kendimi kanepeye atarken. Bir süre sessizce ölümün ve aşkın çok farklı şeyler olmadığını düşündüm. Ortak bir sonla biten iki olgu… sonra korktum; nitekim domatesler de kan kırmızıydı…

Tabakları almak için tekrar mutfağa döndüm.

Hoşlandığım Kadınlar

''Ne yapsam neye benzetsem;
Bu mahzun halimi.
Aşıklık değil benimkisi,
Yolculuk değil,
Neyi duysam hüzünlenirim,...
En ufak şeyi, rüzgarı bile.
Kimseye benzemez gülmem konuşmam,
Kimseye benzemez hoşlandığım kadınlar,
O kadınlarki rüzgara verip saçlarını,
Resimlerde yaşayan,
Şiirlerde yaşayan..''

 

11.01.2015

Bela-yı Aşk

 



''Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni''

Satış

ben biraz mutlu olacağım
siz bu sokaktan geçin isterseniz
penceremde nöbetçi bir kedi
onun dibindeyse ben
-kedileri sevmem oysa-
siz bu sokaktan geçin isterseniz
isterseniz kediyi de alın

dukkanlar açılır
ben karakaplıyı açarken
sonra yeseminler açar gurultuyle
siz guzel kokun isterseniz
çunku artık bu sokak bu kedi sizi hatırlayacak
şimdi kedi bile guzel,sevilesi
guzel de,
yaseminin rengi neydi,ben onu unuttum
siz biraz beyaz olun isterseniz

işte dukkanın ilk muşterisi de geldi
ben görmedim kedi gördu,
siz iyisi mi kediyi değil beni alın
ellerim sıcak,en sıcak ceplerden
uzun ömurler de biçtim kendime
her sabahına gunaydınım
ardıma guzelllikler dizdim
istersen ayağına kadar gelirim

bu dukkan ne alır ne satardı onu da bilmem ama
bıktım bu tukenmez taktimden
sonra dizimin dibindeki bu kedi susmak da bilmiyor
bu yuzden
-BENİ-
benden al!
 
ancak o zaman mutlu olacağım

4.01.2015

Halet-i Ruhiye

Kaygılarımı derinliğine göre açıktan koyu renge boyayıp haritama yerleştireceğim,çünkü insanları mesafeler değil en çok kaygılar ayırıyor, dünya yedi kıta ve 3 okyanustan ibaret değil, sanki salt kaygılardan ve daha kötüsü hatalardan ibaret gibi...

3.01.2015

Gecesi Gündüzü

İstanbulda gece
bir kadın çürümüşlüklerini kapatana kadar ağarmaz
camları çatlatan ayazıüşütmez
bir kadın en çok bacaklarını beğendiği için
çoraplar ayak bileklerine kadar giyilir
çünkü nihilizm Aksaray'da öğrenilmiştir

İstanbul'da sabah ancak martılar acıkınca olur
bir kadın yevmiyesini martılara verir
sonra aç karnına rakı içilir
boşverilmiştir, çünkü boş kalbe keder iyi gelir
kadın makyajını tazeler
aşk onu bir başka banktan izler
o bir şarkı söyler, sokaklar başka dinler

20.12.2014

Gebe

benim yüreğim çoğaldı
bir bir
her gece karanlığı eme eme
ete kemiğe büründu her biri
kadınım
sen onları kendi sabahlarından koru

bir adam mı o
gebe kalan
ve sonunda
bu kadar doğuma dayanamayan
bir köpek ölüsü gibi yatan bir kent yamacında

o adam
şimdi bir baba
sen zarifçe yüzünü yıkarken
yüreğim şarkı söyluyor
içinde can kalmış hala
yüreklerimin elinde birer kuyruklu uçurtma

kadınım 
                                                              sen onları kendi sabahlarından koru

Barış

bir başta iki akıl
niye?
bir gözümüz sağa
bir gözümüz sola bakadurur

niye bu şaşılık
gözün gözden kaçması ne diye?
niye bir elin diğerinden kaçması
elele olacakken elalem olmak
ne diye?

oysa bir gözüm diğerine aydınlık
bir ayağım diğerine yol yordam
bir elim diğerine tastamam

9.10.2014

Bunu Benden İstemeyin

Bu sonbahar, 29 yaşında olmanın ve hayatta hiçbir şey elde edememenin üzüntüsünü değil de, boşluğunu hissedeceğim.Belki bu yaşı da hakedememişimdir.çocuk kalacaksam, varsın bir 2o yaş yitirmiş olayım.

Ama çocuk da değilim,bunun farkındayım.Yine de 29 yaşındaki bir adama göre içtiğim çayın hakkını verip, 9 yaşındaki bir çocuk kadar dolu glebiliyorum.Glecek bir sebebim varsa tabi.

Bana sorarsanız, günler uzun,geceler ise bitmek bilmiyor.Kederli bir günümde sorsanız, çok daha karamsar olabilirim zaman konusunda hatta kendimi ifade edemeyecek kadar.İşte o zaman bir sigara daha yakardım.Bir tane daha ve daha...Sonra göğsüm acırdı.Acaba anlatabiliyor muyum?

Kendinizi yadırgadığınız ve sonra da yargıladığınız oldu mu? İnsanların birşeyler konuştuğunu bildiğiniz ama bir türlü anlayamadığınız zamanlar? Yani bir balığın sudan çıktığından dolayı endişeleneceği yerde, pullarına ne yapıştığını merak ettiği zamanlar gibi...Sonra konuşmaya çekindiğiniz ve aptal gibi görünme ihtimaline karşı sustuğunuz oldu mu? Ben böyle böyle unuttum konuşmayı? İşte bu benim yorgun ve bıkmış halim.

Ya bir gün kendimle de konuşmayı unutursam?

Bu soruyu kendime sorduğuma göre, çocuk olmadığım haller içindeyim.Çünkü çocuklar eline geçen bir oyuncakla kıracağını bozacağını düşünmeden oynayama başlar.

Oysa anlayamadığım zaman insanları saçma sapan şeyler de söyleyebilirdim.Şöyle bir durup iki düşünebilirdi insanlar.Ama yapmıyorum ve susuyorum.

Konu konuşmak ya da susmak değil...Konu yalnızlaşmak, kendinle kalmak, kendinle konuşmak

Kaç ekim daha geçer ki böyle?

Doğum günü bahane,kederlenmekse şahane, evet hatırladım; küçük, basit şeyler yeter de artar kederlenmeye...

Gereksiz mi?

Oysa ne çok acıvar, küçük basit şeyler yoksa.

Ben bunları dşnedurayım, hüzünde takılıp kaldım.9 yaşımda çok önce, belki de doğduğum vakit. Doğarken ağlar ya insan, ben muhtemel orda kaldım.

Gül demeyin, zoraki gülmek daha çok acı veriyor insana,hele çocuk değilse,

Gülebilirdim de ama çok acı vardı, bunu benden istemeyin....

                                                                                                                                                 05.10.1986

27.09.2014

DE

dünya!
sen işine bakadur
bir şair ölüverir bir köşede
ölmek dedimse
ıslanmak belki
damıtarak yalnızlığını

ey koca dünya!
bir tarafın şehirse
şehirlerse
bir tarafın da şair

ve birgün olsa dünya şairlerde yaşasa
da
şairler de yaşasa.

25.07.2014

İşçi miyim

işçi miyim ben,neyim?
çizgi çizgi alnımın altında
zorla kımıldar kaşlarım o mahzun bakıştan başkasına
kalbim sancılı tüm insanlık namına
bir boşluk muyum ki ben?
kalabalıklar arasında kimse görmez, bilmez
yoksa bize iyilik mi yaramaz?
sırtımda kırbaş sesleri
atı mı ölmüş, beli mi düşmüş müyüm?
kendi mezarımı da kazmışsam, kara bir nokta kadar
ve sorulmuşsa kızıma 'baban ne iş yapar diye'
işçi miyim yoksa ben,neyim?

ekmeğim var bir tek,
bir de 25 kuruşluk tuz olsa
ölmeye de hazırım,'önce ben' derim
yoksa ben işçi miyim?

Sayılma

ben bir söz açtım
bu eksik akılla
şair sayıldım
ya gönlümü açabilseydim?
söze ağız olan gönlümü?

Yokluk

anlatamaz insan kederini
bir sigaradan başkasına
herkes ancak kendi dükkanında tartar ağırlığını
ki,

bitti dese de,
yalan

ellerinde hala sıcaklığı
yüreğinde ağırlığı

bir de,
cebinde yoklayıp da bulamadığı cigarası

29.05.2014

Aleyhimde Bu Gece

''İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar''
  N.F.Kısakürek



seni bilirim gece
yıldızların süt ninesi olursun kadimden beri
ak saçlarını ucundan kestin de bu gece
fecre verdin
her makas vuruşunda yıldızlar kaydı bir bir
yine de sabahı getiremedin
sessizliğin boynunu yırttın tırnaklarınla
demirden bir duvar gibi durdu, geldi yüzüme vurdu.
sanki günü hiç beraber doğurmadık
yırtmamışız gibi dudaklarımızı

yürümeli şimdi, vaktidir
gözyaşımı dökerek gecenin uzunluğunca
adımlarımı sıklaştırarak
şehir acımazsızdır çünkü
burda eza hükümran
kaldırımlar yabancı
aleyhime konuşur
yoluma çıkar da bilinmedik çıkmazlarda
yanlış adres verir
yürümeli gözyaşı dökerek
yutmadan ama hep çiğneyerek acının lezzetini
durmadan unutarak kendimi