11.07.2012

Sen Benim Hiçbir Şeyimsin

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Luzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varliğin yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldiz olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevismek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir agaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesinle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin

Srebrenitsa Katliamı

Siyah beyaz artık sevdalinkalar...



Kuytuda Bir Türkü Çingene

 

Seversin terketmeyi
Bir hevesle gittiğin şehirleri
Bilmem hiç soluklandın mı
Biryerinde adressiz yaşamanın
Kaç ülkeden geçtin, sayılmaz saysan
Kaç cadde kaç sokak başı
Kaç dilde anlattın derdini meramını
Sana göre yıldızlar
Farklı görünürdü her şehirden
Ve rüzgarların söylediği türküler
Herşehirde farklı farklı dillerdeydi
Anlamak istemedin öyle olmadığını
Senin ateşin hiç sönmedi
Sabah olsun istemezdin
Elin varmazdı dağıtmaya
Düşlerinin lacivert küllerini

Sen o geçtiğin şehirlerin kadınıydın
O şehirlerde en kuytuların
Tenhada bir ağıttan doğurdu belki anan seni
Dalgın meşe o an uykusundan uyandı
Belki de hiç doğurmadı
Sen dalgın bir nehir kıyısında bitiverdin
Kendiliğinden sessizce
Sana her çiçekten birer renk hediye
Her renkten bir ömür verildi
Gözyaşların henüz görülmedi
Doğduğu gibi gömüldü
Bir ateş başında güle oynaya

Çocukça Avuntu


 Ahmet Dedem'e...

Ey küstah yerküre
Yenilmedik sana
Yenilmedik dedemle
Saklamıştım bir çekmecede
Ondan kalan takma dişleri
Bir bardak su içinde
Dedemin üzünç kemikleri
Sanki fısıldar bizlere
Mezarının yarım sevincini

Göğe Bakma Durağı


“Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım”




 

10.07.2012

Gazap Üzümleri ( The Grapes of Wrath)




"Eğer yoksulsan ve ekmeğe muhtaçsan sakın zenginin kapısını çalma, çünkü gönülden vermez; git, yoksulun kapısını çal ki elindeki son ekmeği bölüp gönülden vermek nasıl olurmuş, onu gör..."



Anne: Bir kadın, bir erkekten daha kolay değişebilir. Erkekler, hayatı bölümler halinde görür. Bebek doğarsa veya birisi ölürse bu bir bölümdür. Bir çiftlik sahibi olup, kaybederse, bu bir bölümdür. Ama bir kadın için, her şey bir akıntı gibi devamlıdır. Küçük engeller vardır, ama nehir akmaya devam eder. Bir kadın hayatı böyle görür.
Baba: Olabilir ama zor günler geçirdiğimiz kesin.
Anne: Biliyorum. Bizi güçlü yapan da bu. Zenginler gelirler ve ölürler, sonra çocukları da iyi olmaz, onlar da ölür. Ama biz gelmeye devam ederiz. Bizler yaşayan insanlarız. Bizi ezemezler. Silemezler. Biz sonsuza dek varolacağız. Çünkü biz halkız...


Tom: Belki her şey Casy'nin dediği gibidir. İnsanların kendi ruhu yoktur, sadece hepimiz olan büyük bir ruhun bir parçası vardır herkesin içinde. Eğer öyleyse…
Annesi: Öyleyse ne Tom?
Tom: Öyleyse fark etmez. Karanlıkta her yerde olacağım. Baktığın her köşede. Aç insanlar doysun diye kavga verildiğinde orada olacağım. Ne zaman polis birini dövse, orada olacağım. Sinirlenip bağıran adamlar olunca karşına çıkacağım. Aç çocuklar yemeğin hazır olduğunu duyup güldüklerinde, orada olacağım. Ve insanlar kendi yetiştirdiklerini yiyip, kendi inşa ettikleri evlerde yaşayınca, orada olacağım.

Akşam Sefası


Sabahsız bir geceye
Sevdalı
Akşam sefası
Ve cam kenarları
Camgüzellerine ayrılmış sadece
Olsun
Aldırmaz o az suyuna
Taşlı toprağına
Gözü yaşlı izler sadece
Gün oluncaya
Kaybolan yıldızları
Kimse görmez, solar gider
Yaprakları arasında
Küskün pembe yanakları

9.07.2012

Saçma ve Sapan



Gün gelecek
Zalimlerin parmakları karıncalanacak
Ve kuşlar
Yuva kuracak
Sapan çatalına
Yahut namlu ucuna
İşte, tam o zaman
Bir kirazkuşu
Bir gün daha yaşadığına sevinip
Bir önceki gün öttüğünden
Daha güzel ötecek
İşte o zaman
Kırlangıçlara dar gelecek saçak altları
Ve görecekler ki
Leylekler çoktan getirmiş baharı
Çoktan çiçek açmış bile yalıçapkını

8.07.2012

Aslında Yağmur da Yorgundur



Çıldırmış olmalı bu yağmur
Bulutlara azmettirdiği sinsilik bir kenara
Herşey apaçık
Korkusuzca
Bir düş gibi düşenler
Tırnaklarını geçirmiş ensesine sokakların
Duyulur ılık bir çığlık

Gördün mü sen hiç kalktığını
 Toprağa düşen bir tabutun
 Öyle yorulmuş artık yağmur
Camlara tutunmaya çalışan damla
Ve damlada su
Paslı saçaklardan düşmüş de gelmiş
Peşinde koşarken huzurun
Nasıl da şiire karıştırmış yorgun ruhunu

İçimden eve almak gelir seni
Nakış nakış günahlar işlemek
Yağmurun altında
Bir sabun gibi erimek mesela
Köpük köpük

Gül, sevin
Penceremdeki yağmur damlası
Ne saklanacak bir kuytu kaldı
Ne de gözlerde uyku


Arz-ı Hal

 
 
“Ben de günahkar kullarındanım Allahım...
Bir "Kulhuvallahi" bilirim dualardan,
Bir de "Yarabbi şükür" demeyi doyunca,
Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,
Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.
Ben de günahkar kullarındanım Allahım!..”

7.07.2012

Öyle Bir Hikâye


''... İnsanlar var, sevdiklerini almışlar şu saatte koyunlarına, dalmışlar iki kişilik rüyalarına. Pekâlâ ne yapalım? Ama sen Zeyrek yokuşunda kuyruksuz, tüysüz, uyuz, soğuktan titreyen bir sokak köpeği, ben Panco’nun arkadaşı, başka hiçbir şey değil ... Ne yapalım? Günün birinde dostluklardan, insanlardan ve hayvanlardan ve ağaçlardan ve kuşlardan ve çimenlerden yapılmış vazife hissi ile çarpan yüreklerle dolu bir âlemde yaşayacağımızı düşünelim. Bir ahlakımız olacak ki hiçbir kitap daha yazmadı.''

6.07.2012

Köprüdeki Kız


Tür: Dram, Komedi, Romantik
Yapım: 1999, Fransa
Yönetmen: Patrice Leconte
Senaryo: Serge Frydman
Oyuncular: 
Vanessa Paradis,  Daniel Auteuil

"Geleceğimi büyük bir tren istasyonundaki banklı ve damalı bir bekleme salonu gibi görüyorum.
Dışarıdaki kalabalık beni görmeden koşturuyor.
Hepsi bir acele içinde, trene veya taksilere biniyorlar.
Gidecek bir yerleri,görecek birileri var.
Ve ben orada oturuyorum, bekliyorum.

-Neyi bekliyorsun Adele?
Bir şeyler olmasını. "
*
''Kaybetmeyi öğren, yoksa kazanmayı çok ciddiye alırsın''
*
''Sarhoşken söylenen her söz ayıkken düşünülmüştür.''
*
- Onu siz mi kurtardınız?
- Çok karanlıktı kimin kimi kurtardığını söylemek zor.

Çakıl

 
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde

3.07.2012

Endülüs'te Çingene



Öperken rüzgar esmer sıcak tenini
O söyler kendi müziğini
Bileğinden dirseğine düşerken altın bileziği
Nasıl hulyalara dalmasın endülüs erkeği

Kırmızı perdeler ardında kalır
Çingene düşleri

Üzüm Üzüme Baka Baka Karasevdalıdır


Bir üzüm tanesi
Kanadıkça kızıla değer gölgesi
Yaklaşan hasat vakti
Kara kırmızıya çalar rengi
Aktıkça gözyaşları
Alır götürür buruk tadını

Hani derler ya
Üzüm üzüme baka baka
Kara(sevdalı)dır
İşte bir bağ bozumu
Bıçak dayanınca boğaza
Teninden dökülen şıra
Belki de canıdır