9.02.2011

Gideri Olan Şehir, Lüleburgaz


Bu şehri seviyorum. Akşamları kömür kokan havasını, yola taş döşeyen işçilerini, evine dönmekte olan dayılarını ve amcalarını, Annemin ‘ o markete git, oradaki kız çok güzel’  deyip de yolladığını ve her nedense benim de gittiğim o marketi, güzel ve güler yüzlü insanını,   tozkoparan gençliğini, romanını, at arabalarını, güne giden kadınlarını, her günü bayram olan delilerini, ne bileyim çarşısını işte, çarşısında bozasını pasajlarını kendince çapı olan cafe’lerini, oralardaki anılarımı, Edirne bayırını, bayırın hemen üstünde batan güneşini, Avrupalı görünüşünü, Anadolulu hissiyatını, türkülerini, ritmini, ahengini, bir o kadar da dinginliğini, her şeyini işte…  

Ben Biraz da EYLÜL'üm

Ben biraz da eylülüm
Sararmaya yüz tutmuşsa rengim
Her an düşeyazacak gibiyse yaPrağım
Ve biraz da yalnızsam

Ben biraz da eylülüm
Daha başından belliyse kışın geleceği
Bu yüzden her duygum biraz  hüzünse
Dağınıksam, renksiz ve sürükleniyorsam

Ben biraz da eylülüm
Kırgınsam,istemeden kırılıyorsam dalımdan
Ne zaman aynaya baksam
Gözümde bir üzünç akıntısı varsa

Ben biraz da eylülüm
Ben biraz da doğduğum ayın adamıyım
Eylül kadar suskunsam, konuşmak güçse
Ne olur kusuruma bakma…
Ben biraz da eylülüm

7.02.2011

Şiir de Bitti...

Yarım paket sigaram var daha, bir de bir deste kibritim. Bakmayın; çok içmem aslında. Arada bir özenirim çok sevdiğim bir şaire. Yazmak gelir o anda içimden, yakarım bir tane. Ama bulamam o şairin sözcüklerini. İçim söyler de, el mahkûm, dilim nasırlı. Dilim acır ne zaman bir şiir düzsem. Kızarım şiirin ta kendisine. Oysa şiir dediğin nedir ki, kahpe bir heves gibi gelip geçici. Küfür de sayılabilir, bir nevi... Biliyorum o şair de sağlam küfür ederdi... Öte yandan kızamıyorum şiire... Nasırdan bihaber pamuk dilimin, efkârımın devrinin hatırı var şimdi. Bir vakitler, gönlümü ne hoş, beni de ne sarhoş eyledi. Rakıyı da kendine meze etmedi mi. Biliyorum, o da sahibini arar durur. Beni ne yapsın. Şehvetli dudaklardan çıkmak vardı ya da onların arasında erimek. Titrek bir kanarya kanadına konmak vardı, göçmek vardı bir dilberden başka bir dilberde... Bıkmış olmalılar ki bir sarhoşu teselli etmekten, sigara paketlerinin üstüne yazılmaktan, gittiler... İyi ki, sözcüklerin tamamını aldı şiir giderken. Bir satırda başka bir kelimenin asla dolduramayacağı boşluklar her zaman hüzünlendirir beni... Bir şiirin yalnızlığı, noksanlığı gibi ve bendeki bu suskunluğun lisanı gibi sözcükler de gitti sessiz sedasız, yitirdim... Bu kadar, şiir de bitti.

Aylak Adam


"Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanalar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez."

"-Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
-Anlamadım.
-Tutamak sorunu dedim.Dünyada hepimiz sallantılı,korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.Tramvaylardaki tutamaklar gibi.Uzanır tutunurlar.Kimi zenginliğine tutunur;kimi müdürlüğüne,kimi işine,sanatına.Çocuklarına tutunanlar vardır.Herkes kendi tutamağının en iyi,en yüksek olduğuna inanır.Gülünçlüğünü fark etmez.Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım.Öküzleri besiliydi,pırıl pırıldı.Herkesin, "-Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur,"demesini isterdi.Daha gülünçleri de vardır.Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü,sahteliğini,gülünçlüğünü göreli beri,gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum; gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"

"Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Ama 5-10 dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzlü, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar." 

"Siz anlanamaz, sen anlanır. Bazı kitaplarda sizi seviyorum'u okuyunca gülerim. Sanki siz sevilebilirmiş! Sen sevilir, değil mi?" 

"Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı."

"İnsanlar haksızken daha çok bağırır."

"İki insan ayrılırken birbirlerinde bir şeyler bırakıyorlardı."

"Olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı."

‘’Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; 'Kumda Yatma Rahatlığı' A-da-ko: 'Ağaç dalı kompleksi' Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini farkettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben 'ağaç dalı kompleksi' diyorum. Genç hastalığıdır. Kuyara dişidir çoğunlukla. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako'yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.’’

"Temmuz 23'ün yanına yalnız iki kelime yazılmıştı: "Onu seviyorum." Buna da inanmadı. "Yalan! Beni sevseydin o günün 23 Temmuz olduğunu bilmezdin." "

"Gökte bulutlar vardı, su katılmış rakı renginde.."

‘’Bunca lüzumsuz eşya vardı da, neden en gereken, bir sigara küllüğü yoktu. Kadınlar da böyleydi. dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.’’

Keşke, Asla

İki kelimeden ibarettik
Sen benim için keşke’ydin
Ben senin için asla’ydım
Ve ne zaman bir araya gelsek
Her şeyi mahvettik
Anlamsız bir cümle gibi
Sarf ettik aşk denilen şeyi
Biz onun lisanını hiç çözemedik

6.02.2011

Bitik

"...birbirine karıştırmadığım çok az hatıram kaldı. bir ânı, bir olayı yahut bir kişiyi hatırladığımda; onun gerçek mi, rüya mı yoksa tamamen kendi uydurduğum bir şey mi olduğunu artık anlayamıyorum. çok rezil şeyler hatırlıyorum. 'yok artık' diyorum, 'ben bunu hayatta yapmam, kesin uydurdum bunu, aslında böyle bir şey hiç yaşanmadı.' sonra 'hayatta yapmam' dediğim ne çok şey yaptığımı hatırlıyorum. sonra onları da uydurmuş yahut rüyada görmüş olabileceğim üzerine sayısız tez üretiyorum. öyle bir noktaya geliyorum ki, en sonunda 'ya doğmamışsam?' diyorum. ya bütün bunları hayâl ediyorsam, ya ben yoksam? çünkü hiçbir şey olamadığımdan o kadar eminim ki. ne sevgili olabildim, ne de evlât, ne uyumlu yaşayabildim, ne de kabuğuma çekilme mertliğini gösterebildim. bunlar yetmezmiş gibi sağdan soldan imrenmeciler fırladı. sanki büyük bir insanmışım, sanki magazin eki ünlüsüymüşüm gibi gelip bana imrendiler. onlara hep böyle bir hayatın çok büyük bir bedeli olduğundan bahsettim, ama buna ben de inanmadım. sadece başımdan gitmelerini istiyordum. onlara hiçbir şey anlatmak istemiyordum. suratlarını görmek bile istemiyordum. kendimden ne kadar nefret ettiğimi bir insana anlatmak istemiyordum. gerçi eskiden istiyordum. bir insanı karşıma alıp "bak!" diye başlayayım, ne kadar iğrenç bir insan olduğumu, kendimi hiç sevemediğimi anlatayım. eskiden böyle isteklerim vardı. bir gün geldi ve bu isteklerin tümü kayboldu. yahut böyle isteklerim hiç olmamış da olabilir, bunların tümünü uydurmuş olabilirim. hatta hâlâ kendimden nefret ettiğimi de hesaba katarsak, aslında şu ânı bile hayal ediyor olabilirim. şu anda ne olduğumdan, nerede olduğumdan, ne yaptığımdan hiç haberim yok. yaşamayı bırakalı çok oldu. şimdi kendi hayatım, milattan önce bir araya sıkışmış ve hakkında çok az şey bilebildiğim, bildiklerimin yarısının da düzmece olduğu bir düğün töreni gibi. hangi kitapta okuduğumu bile hatırlamıyorum..."

alıntıdır...

4.02.2011

The Color Of Paradise


''Allah’ı bulana kadar ellerimle her yere dokunacağım ve bulduğumda da, kalbimin bütün sırları dahil, her şeyi anlatacağım.''


Üçüncü Sayfa Haberi

Seni sevişim
Bir trafik kazası gibi oldu
Fark etmeden ve ansızın
Çarptık bedenlerimize
Senin gözlerin kapalıydı
Ben zaten yolumdan çıkmıştım
Sen can çekişiyorsun şimdi
Hala nefes alıyorsun
Kesik kesik
Kendimden haberim yok
Üstüm gazete kaplı
Üçüncü sayfadan öğreniyorum
Bir ölü bir yaralı

Masal

Zararın neresinden sapsam yine zarar oluyor
Soruyorum sana dev gibi yüreğim
Ne cüceler sevdin de boyun mu uzadı sanki
Sevdan masaldı da iyi mi bitti sanki
Sevdiğin bir prenses vardı hani,
Onu öpmeye tenezzül eden bir prensin koynunda şimdi
Kendi geleceğini düze çıkarırken
Yerle bir etmedi mi iskambilden kulelerini
Kasıklarında ezmedi mi aşk denilen şeyi
Dilini en mahrem anılara sürüp de bulamadı mı günahına
Düş ama kalkama emi,kal öyle, hoş da kalma
Ben mutluyum şimdi, huzurluyum
Bir gün bir prenses öpmeye kalkarsa ben de prens olurum

NOT:anasını satayım,düz yazı olacaktı sözde...neyse:(

2.02.2011

İyiyim

Ben iyiyim
Gerçekten iyiyim
Yemin ederim
İki gözüm önüme aksın ki
Vallahi bak
Bak ama
Bakmakla da kalma
Gör beni
Ta içimi…


Bugün



—Bugün o gün mü?
—Evet, o gün, her şeyin başlayacağı gün…
—Ne yapalım peki?
—Öylece yürüyelim
—Ne tarafa peki?
—Şu tarafa
—Ver elini…


Ayten Alpman - Sensiz Olmaz


Bildiğim her çiçekten daha güzeldi
Bir gelincik tarlasını kucaklar gibi kucakladım onu
Koklayarak kışın ortasında gelmiş bir baharı
Dans ettik beraber, salındık renkten renge
Güzelliğin tohumu kanıma atılırken
İçimde renk renk çiçekler biterken
Sen uyudun öylece, ben seni izledim bütün gece

Not:-karadut’a

1.02.2011

Şükür Yarabbi

Mevsimlerden ilkyaz
Bir kirazın altında iki kişi
Biri masumiyetin bakir kızı
Diğeri bir oğlan, bir bulut hırsızı
Kız esmerlerin alası,
Elinde de kâğıt helvası
Arada bir gülüyor
Oğlansa esmerin aşığı
İçinde bir gülüşün yanığı
Umudu var sadece bulutlara sarmaladığı
Fakirin aşı ya umut
O da umut ediyor, mutlanıyor
Yedikçe yiyesi geliyor
Yutuyor durmadan ama kusmuyor

Bir Garip Veli

Adsız

Ben, bir cesedin kadim yoldaşı
Hiç dokunulmamış bir Cumanın
Hiç gün yüzü görmemiş bir gece vakti
Güneş kadar sevdiğimden ayrıldım
Hüzünlüydü yazılan ne varsa yazgı niyetine
Ve katran damlıyordu gecenin kirpiğinden
Kandilim ürkek yıldızlardı sadece
Sırtımda boylu boyuna uzanmış yine aynı cenaze
Yürüdüm… Dağ, tepe, taş, toprak…
Nereye baksam adsız bir mezar taşı
Her birinin başucunda
Gözyaşıyla beslenmiş,
Toprağın tuzuna çoktan destur vermiş,
Güle öyküneyim derken kan tüküren çiçekler…
Ve dört bir yanım Yakup hüznü
Anladım, tam vaktidir ölünecekse
Birkaç damla yaş düştü önce
Her defasında mil çekiliyormuş gibi gözüme
Yine de yüzümde tanrısal bir gülümseme…
Dedim ki, ne güzel ölüyorum Tanrım
Şimdi ben ölüyüm sere serpe
Şimdi ben ne kadar da ölüyüm
Ne kadar masumum günah yargıçlarına inat
Bir kül zerresi kadar da hafifim
Yorulmuşum bu cenazeyi taşımaktan

Ve adsızdır benim de mezar taşım
Taşta değil, toprakta bir ateştir adım
Ben ateşi canıyla harlayan bir canım