11.07.2015

Şiirin Sonuna Bir Ünlem

Leyla
Sana verdiğim çiçekleri bahçelerde buldum
Ellerimi buldum cebimde
Hiç tutmadığın ellerimi
Sen beni hangi ışıksız sokakta bıraktın Leyla
Yüzümde rüzgâr
Rüzgârda boynunu buldum
Bu ne yaman iştir Leyla
Gidemiyorum beni bıraktığın yoksulluktan
Korkuyorum
Ayaklarımın altından boşalan topraktan
Kendimi oracıkta gömmekten
Kendimi iyi bilirdim bilmesine de
Korkuyorum işte Leyla
Nicedir halim bu

9.07.2015

GULE


Onu gördüğümde ‘’kader’’ demiştim içimden. Üzerinde yazlık bir hırka ve tek parça bir elbise vardı. Bir kitap okuyordu, ’'umutsuzluğun son kalesi’’. Yüzünü kaldırdığında göz göze geldik. Ona baktığımı fark edince, gülümsedi. Duvarlarını yıkmıştım, bu benim beylikdüzü-zincirlikuyu hattında kazandığım ilk zaferdi. Zafer de denmez; Zincirlikuyularda merdivensiz kalmıştım.

Güle güle güzel kadın...

7.07.2015

Unufak Ateş


Arasında bir alev öğünür durur
Döndükçe kalplerimiz
Tuttukça ellerin
Sevgili
Tut ellerimi
Buğdayın aşkına
Yanmak isterim
Un ufak olmak ve savrulmak sonra
Sevgili
Gönlümde iki taş şimdi…

Ney'leri Anlatan Kamışları

Ayaklarıyla dünyayı çizen bir kamıştan dinlesem dünyayı
Parmak uçlarıyla vurgusunu
Vardığını
Ve varacaklarını
Eskimeyen bir kentte
Köklerinin değdiği suya boynunu eğip fısıldadıklarını
Göğsünde açtığı nisan ayını
Büyük denizlerin hiç susmayan dilini
Ey dumanlı dağların karalı turnaları
Sizi unutmak olur mu?
Yârin kokusunu getirdiğiniz iğde dallarını unutmak olur mu?
Sokakları taştan sokakta
Ayakları takılıp dökülen gülüşleri
Çocukları işte!
Özellikle O kadınların bir ateşin başında üç gün üç gece doğurduklarını
Kadınları
Ve aşklarını
Sonra kulaklarına fısıldadığın alınyazılarını
Parçalayan rüzgârı
Kırılan ney’leri
Ve anlatan kamışları…

28.06.2015

‘İşte bu beni anlar!’

“Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı… Bunların, bütün ömrümce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: ‘Bu beni anlamaz!’ demişsem, bu sefer bu kadın için, gene hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: ‘İşte bu beni anlar!’ diyordum..."

yanılmışım...

21.06.2015

Ağlamaklı ve AÇ


Aksaray'da bu gece
Akordeon sesleri boş sokakları doldururken
Kim doldurabilir ki?
Attığın her adımda arkanda bıraktığın boşluğu 
Belki bir caz şarkıcısı?
Bıraktığın noktada
Elinde sigarasıyla bir satır başı duran
Bana belki ağlamayı da öğretirdi
Sonra ağlatmayı elbette
-ki bu daha çok işime gelirdi-
Gözünün içine bakıp o anda uydurduğum bir şiiri okurdum sonra
Bilirdi...
Bir kadeh votka ile bir şiirin arasındaki apaçık çelişkiyi
Bilirdi ama yine de dinlerdi beni
Uzandığı el ağlamaklı bir hikaye anlatırdı
Ağlamaklı ve Susamış

25.05.2015

Uzak


“Günler aydın, ayaklar manisa,” demişti yine gülerek. Öpmüştü boynumdan, koklamıştı beni.
Hiçbir mana veremediğim bu sözün, neden sonra kulağıma her çalınışında beni aynı kertede mutlandırdığını, annemden uzak sabahlarda anladım...

Roman Okudum, Seni Düşündüm



 " bende tarçın sende ıhlamur kokusu yürürüz başkentin sokaklarında''

21.05.2015

20.05.2015

Sakıncasız

"bir kuş tüyüne değip de berelenmeden
bir güz yelinde örselenmeden hiç
çayırın acı yeşillerine uğramaksızın
hırpalanmadan gün ışığında
papatya kokularıyla ırgalanmadan
sen yine orda mısın demeden
sen hala
sen hala gel demeden
geliyorum ben sana."

Kasaba Sıkıntısı

"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" N.Marmara
 
 
Kuşlar nereden geçer?
 
Uzun bir öğleden sonra
Kasaba kaybetmişken gölgesini
Kuşların ayak izlerini takip etsem de bulsam izini
 
Ama yok!
Kuşların suçu yok da
Yeni yeni gökler mi yaratmışlar
Kara lastikli çocuklar sarışın uykulardayken
 
Sen hangi maviye aldandın?
Çağırıldın da mı gittin?
Dönecek misin elbette?
 
Eskiden kuşların hangi dala konacağını bilirdi çocuklar
Ben de bilirdim
Ama bilmem ki hala çocuk mu bu kasaba
 

19.05.2015

Hoşbuldum

Uzanıp alırken ceketimi
Bilmez neleri neleri sıyırır omuzumdan
Güzel günlere ve bahara
Hoş geldin! der umutla
Sesi sanki akşam üstünde bir dutluk
Gözleri yana yakıla bir lisan
Bu iki odalı ev
İkimiz için de gönüllü bir tutukluluk

Ve elbette...

Hoş bulduk!

Mutfakta Biri mi Var?


Ölmek üzere olan bir adamın yere düştüğünde dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme ile bulutları izlemesi gibiydi onu mutfakta domates doğrarken fark ettiğimdeki bakışım. Alıp elini öpmek istedim; bulutlara değmek… Sonra kendimi fark ettirmeden salona geçtim. Kanımın çekildiğini hissettim bir an. O tebessüm tamamen kaybolmuştu kendimi kanepeye atarken. Bir süre sessizce ölümün ve aşkın çok farklı şeyler olmadığını düşündüm. Ortak bir sonla biten iki olgu… sonra korktum; nitekim domatesler de kan kırmızıydı…

Tabakları almak için tekrar mutfağa döndüm.

Hoşlandığım Kadınlar

''Ne yapsam neye benzetsem;
Bu mahzun halimi.
Aşıklık değil benimkisi,
Yolculuk değil,
Neyi duysam hüzünlenirim,...
En ufak şeyi, rüzgarı bile.
Kimseye benzemez gülmem konuşmam,
Kimseye benzemez hoşlandığım kadınlar,
O kadınlarki rüzgara verip saçlarını,
Resimlerde yaşayan,
Şiirlerde yaşayan..''