3.01.2016

The Lobster

Film baştan sona çarpıcı, etkileyici ve sıradışı.Kara mizahı seven herkese önerilir. Colin Farrel'ın donuk, ifadesiz bakışları kara mizahı desteklemiş fakat Rachel Weısz' in anlamlı bakışları bu anlamda filmin doğasına ters düşse de filmin ortasında cort diye ekranda çıkınca ne yalan diyeyim yerimde duramadım.

Filmin konusu ise bireyin dispotik bir toplumda bireysel olarak yaşayan, neredeyse bekarlığın haricinde herşeyin yasak olduğu baskıcı ve kuralcı bir ormanda yaşayan grup ile bekar insanların toplum tarafından dışlandığı, sorgulandığı ve bekarlığın bir hastalık gibi görüldüğü ve bu hastalığın tedavisi için yalnız insanların  eşini bulmaküzere senataryumu andıran bir otele yerleştirildiği  ve başarısız olunursa baştan kendilerinin tercih ettikleri bir hayvana dönüştürülüp ormana salındıkları grup arasında kalışlarıdır. Her iki grubun da kendine özgü faşist,baskıcı kuralları vardır ve film boyunca oyuncuların gülmemeleri ve memnuniyetsizleri bu anlamda yerindedir.

Otel dünyasındaki insanların eş bulmak ve sonunda bir hayvana dönüşmemek adına oynadıkları oyunlar,Hhatta kendilerine verdikleri zararlar hüzünlü bir şekilde anlatılmıştır. Herkes çift olmak ve toplumda yer edinebilmek için oyunu kuralına göre oynamaktadır.Orman hayatında ise neredeyse insani olan tüm davranışlar yasaktır ve burda insanın kendine  yer edinmesi  için de neredeyse insan olduğunu unutması gerekir.

Sonu ise belirsiz olsa da, düşündürücü.


- insanın hissetmediği hâlde hissediyor gibi davranması, hissettiği hâlde hissetmiyor gibi davranmasından daha zor.



19.12.2015

Mahallenin Saksağanı

Pencereye çıktım sigara içmek için. Karşımda İstanbul boylu boyunca uzanıyordu sarı ışıklarıyla. Gözüm ağaçtaki o yalnız saksağana takıldı. Bir yuvası yoktu, bir dalın üzerine tünemiş öylece duruyordu. O da İstanbul'u seyrediyordu belki ve sigara içmeye henüz başlamamıştı. 'Acaba saksağanların yuvası olmaz mıydı?' diye düşündüm.  Sonra İstanbul'u yakmaktan korktum- Çünkü ben ne zaman sigara içsem bundan korkarım- İçeri geçtim, aynaya baktım ve baktığım yerde o saksağanı gördüm.

Küçük Prens

Yıllar önce kapağının altında 'Öylesine bir çiçekten' yazan bir notla hediye edilmişti kitabı. O zamanlar ne aradığımı bilmiyordum ve onu diğer çiçeklerden daha özel  ve önemli yapacak vakti ayırmamıştım ona. Onu sulamadım ve onu camdan bir korunakla korumadım. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engellemedim. Tırtılları onun için öldürmedim. Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinlemedim. Suskunluklarına katlanmadım.En başta onu o gezegende öylece bırakmıştım.

Ama kitapta söyle diyordu:''Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir''. Oluyordum zamanla ve ''kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundaydım''


Şimdiler de filmini de çekmişler:




''Senin gezegenindeki insanlar'' dedi Küçük Prens.''Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar...''''Evet bulamıyorlar '' diye yanıtladım onu.''Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.''''Haklısın'' dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi:''Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.''

16.12.2015

Diyorum

Ne güzel yolculuk bu
Nefesin dolaşırken yüzümde
Yüzüne bir ateş vurmuş sanki
Alnında bir ter damlası
Ve ellerin ellerimde
Ezber geçer gibi tüm aşkları
Ahh, farkında değilsin
Elimi bırakırsan nasıl da dağılacağım

Gülümseyip  mırıldanıyorsun bana bakıp
Boş ver
Bir gören olsun
Biri laf etsin
Dünya alem duysun

6.12.2015

Bir Öyküye Başlar Gibi

Onu gördüm yağmurda koşarken. Bir kuşkanadının üstünde gibiydi. Ağladığını varsaydım ve topladım ardından gözyaşlarını, acılarını. Yaralarıma yara ekledim. Asılı unutulmuş çamaşırlarla birlikte ağırlaştım.İlk bulduğu apartmanın girişine sığındı. Saçlarını önünde toplayıp, nemini almak ister gibi burktu.O an haykırsam deli diyeceklerdi, biliyordum Ben dudağımı ısırdım, o kendi dudağı kanamış gibi yüzünü buruşturdu. Cevabı yoktu bunun, cevabı olmayan bilmeceler gibi.

30.11.2015

Bir Delinin Haykırışı


Deli bir adam size… Kendinizden utanmanızı söylüyorsa… Ne biçim bir dünyadır burası…

28.11.2015

Aktar

Ben ki aşkların aktarıyım
Bir bahar günü düşmüşüm yollara
Yürümekten bitap düşmüşüm
Ölmüşüm
Kalmışım
Umurumda mı?
Yolunda kaybolmak istiyor insan

Hem dünyanın tüm kokusu seninkinden güzel mi ki?
Kimi gül dökersin ardına
Kimi tarçın
Kimi biberiye

Bugün Yağmur

sağanak bu;
 
''bugün yağmur bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen
upuzun, ince ince, karanlık, kokulu
sen ki aşkta aldatıldın
yüreğin taş parçası
dinle, yağmuru dinle, teselli bul türküsünden
her şey olur
her şey büyür
her şey geçer
hayat kalır''
 

25.11.2015

Hajde Bolan

Bir rüyanın peşine düşmüş gibi çıkmışsın evinden
 
Vardar’ın kıyısında bulmuşsun kendini
Eteğin suya değmiş, bahar gelmiş
Papatya üstüne papatya koymuşsun
Takmışsın saçına
 
Tüm dileklerimi bir tebessümüne taktığım
Dudakların Rumeli’de bir dilek ağacı gibi kırmızı
Gülümse bana…

Kaçış

Ağzında ıslak sigarası,
Bir adam geçti sokaktan
O adam ki ölmeyi beklerken ‘yürüyeyim’ bari demişti
Aklından bir satır geçiyordu;
‘’yürümenin dışında bütün eylemlerin adı kaçıştır’’
Sonra bir gün…
Sonrasını bilmek istemezsiniz

16.11.2015

Sanı

Bu gece yine
Yağmur yağmadı ama
İşte bu sardunya varsa bir köşe de
İşte bu yalnızlık varsa yine bende
İşte yine bu gece de uykusuz kaldık demektir
Yarın Pazartesi mi?
Turgut Uyar’ın Büyük Saat’inden başka saat yok salonda
Yoksa…
Kalbimde bir oyuktur zaman
Zaman…
Soldu diye kopardığım sardunya yapraklarıdır.
Çatıların üstünde insafsızca öten martıdır
Zaman yoksa mekân da mı yok?
Biz bu gece seninle oldukça bir yerlerdeyiz mesela
Güller içinde, Üsküdar’da bir çay bahçesindeyiz
Metrobüs hattının son durağındayız
Bir yunan lokantasındayız mesela
Rakı beklerken şarap gelmiş önümüze
Yanıldığımız bu olsun
Hiç ölmeyeceğimizi düşündüğümüz gibi
İçimizde bir Trakya bulanması
Titrek ellerin bana kekik toplamış
Alıp burnuma götürüyorum
Üşümüşler
Bu yüzden anlattım sana
Kızgın taşların üstündeki tepeli toygarları
Şimdi Pazar gelip geçmiş olabilir
Kuşlar uçup gitmiş de olabilir
Ama aşk?
O durur

15.11.2015

''Ve seninle biz iyi ki
Sevmelerin ustasıyız, güzel şaşkınlıkların
Önce yüreklerimizi alıştırmışız buna, sonra kafalarımızı
Ki bu yüzden içimiz hiçbir zaman yoksul değil
Yoksul olmadı.''

Kara Kitap vs Koku



8.11.2015

Kibritçi Kadın


Olanları bir an düşündü genç adam. Gerçeklesen çok değişik bir simya olayı olmalıydı. Cisimlerin ateşle temas ettiklerinde nasıl şekil değişikliğine uğradığını biliyordu. Gerçekleşen buydu tam olarak. Acaba her insanın içinde bir miktar fosfor var mıydı doğuştan. Ya da bir kibrit çöpü kendi başımıza yakamadığımız. Aldığımız nefesle değil de ancak sevgilinin nefesiyle yanan, sesiyle ya da bir dokunuşuyla.
Değişiyordu kadın. Çıkan dumanın isiyle zehirleniyordu. Ve ağlamak zehirlenmenin ilk belirtisidir.