21.12.2015
19.12.2015
Mahallenin Saksağanı
Pencereye çıktım sigara içmek için. Karşımda İstanbul boylu boyunca uzanıyordu sarı ışıklarıyla. Gözüm ağaçtaki o yalnız saksağana takıldı. Bir yuvası yoktu, bir dalın üzerine tünemiş öylece duruyordu. O da İstanbul'u seyrediyordu belki ve sigara içmeye henüz başlamamıştı. 'Acaba saksağanların yuvası olmaz mıydı?' diye düşündüm. Sonra İstanbul'u yakmaktan korktum- Çünkü ben ne zaman sigara içsem bundan korkarım- İçeri geçtim, aynaya baktım ve baktığım yerde o saksağanı gördüm.
Küçük Prens
Yıllar önce kapağının altında 'Öylesine bir çiçekten' yazan bir notla hediye edilmişti kitabı. O zamanlar ne aradığımı bilmiyordum ve onu diğer çiçeklerden daha özel ve önemli yapacak vakti ayırmamıştım ona. Onu sulamadım ve onu camdan bir korunakla korumadım. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engellemedim. Tırtılları onun için öldürmedim. Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinlemedim. Suskunluklarına katlanmadım.En başta onu o gezegende öylece bırakmıştım.
Ama kitapta söyle diyordu:''Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir''. Oluyordum zamanla ve ''kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundaydım''
Şimdiler de filmini de çekmişler:
''Senin gezegenindeki insanlar'' dedi Küçük Prens.''Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar...''''Evet bulamıyorlar '' diye yanıtladım onu.''Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.''''Haklısın'' dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi:''Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.''
Ama kitapta söyle diyordu:''Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir''. Oluyordum zamanla ve ''kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundaydım''
Şimdiler de filmini de çekmişler:
''Senin gezegenindeki insanlar'' dedi Küçük Prens.''Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar...''''Evet bulamıyorlar '' diye yanıtladım onu.''Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.''''Haklısın'' dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi:''Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.''
16.12.2015
Diyorum
Ne güzel yolculuk bu
Nefesin dolaşırken yüzümde
Yüzüne bir ateş vurmuş sanki
Alnında bir ter damlası
Ve ellerin ellerimde
Ezber geçer gibi tüm aşkları
Ahh, farkında değilsin
Elimi bırakırsan nasıl da dağılacağım
Gülümseyip mırıldanıyorsun bana bakıp
Boş ver
Bir gören olsun
Biri laf etsin
Dünya alem duysun
6.12.2015
Bir Öyküye Başlar Gibi
Onu gördüm yağmurda koşarken. Bir kuşkanadının üstünde gibiydi.
Ağladığını varsaydım ve topladım ardından gözyaşlarını, acılarını. Yaralarıma
yara ekledim. Asılı unutulmuş çamaşırlarla birlikte ağırlaştım.İlk bulduğu apartmanın girişine sığındı.
Saçlarını önünde toplayıp, nemini almak ister gibi burktu.O an haykırsam deli diyeceklerdi, biliyordum Ben dudağımı ısırdım,
o kendi dudağı kanamış gibi yüzünü buruşturdu. Cevabı yoktu bunun, cevabı
olmayan bilmeceler gibi.
30.11.2015
Bir Delinin Haykırışı
Deli bir adam size… Kendinizden utanmanızı söylüyorsa… Ne biçim bir dünyadır burası…
28.11.2015
Aktar
Ben ki aşkların aktarıyım
Bir bahar günü düşmüşüm yollara
Yürümekten bitap düşmüşüm
Ölmüşüm
Kalmışım
Umurumda mı?
Yolunda kaybolmak istiyor insan
Hem dünyanın tüm kokusu seninkinden güzel mi ki?
Kimi gül dökersin ardına
Kimi tarçın
Kimi biberiye
Bugün Yağmur
sağanak bu;
''bugün yağmur bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen
upuzun, ince ince, karanlık, kokulu
sen ki aşkta aldatıldın
yüreğin taş parçası
dinle, yağmuru dinle, teselli bul türküsünden
her şey olur
her şey büyür
her şey geçer
hayat kalır''
upuzun, ince ince, karanlık, kokulu
sen ki aşkta aldatıldın
yüreğin taş parçası
dinle, yağmuru dinle, teselli bul türküsünden
her şey olur
her şey büyür
her şey geçer
hayat kalır''
25.11.2015
Hajde Bolan
Bir rüyanın peşine düşmüş gibi çıkmışsın evinden
Vardar’ın kıyısında bulmuşsun kendini
Eteğin suya değmiş, bahar gelmiş
Papatya üstüne papatya koymuşsun
Takmışsın saçına
Tüm dileklerimi bir tebessümüne taktığım
Dudakların Rumeli’de bir dilek ağacı gibi kırmızı
Gülümse bana…
Kaçış
Ağzında ıslak sigarası,
Bir adam geçti sokaktan
O adam ki ölmeyi beklerken ‘yürüyeyim’ bari demişti
Aklından bir satır geçiyordu;
‘’yürümenin dışında bütün eylemlerin adı kaçıştır’’
Sonra bir gün…
Sonrasını bilmek istemezsiniz
16.11.2015
Sanı
Bu gece yine
Yağmur yağmadı ama
İşte bu sardunya varsa bir köşe de
İşte bu yalnızlık varsa yine bende
İşte yine bu gece de uykusuz kaldık demektir
Yarın Pazartesi mi?
Turgut Uyar’ın Büyük Saat’inden başka saat yok salonda
Yoksa…
Kalbimde bir oyuktur zaman
Zaman…
Soldu diye kopardığım sardunya yapraklarıdır.
Çatıların üstünde insafsızca öten martıdır
Zaman yoksa mekân da mı yok?
Biz bu gece seninle oldukça bir yerlerdeyiz mesela
Güller içinde, Üsküdar’da bir çay bahçesindeyiz
Metrobüs hattının son durağındayız
Bir yunan lokantasındayız mesela
Rakı beklerken şarap gelmiş önümüze
Yanıldığımız bu olsun
Hiç ölmeyeceğimizi düşündüğümüz gibi
İçimizde bir Trakya bulanması
Titrek ellerin bana kekik toplamış
Alıp burnuma götürüyorum
Üşümüşler
Bu yüzden anlattım sana
Kızgın taşların üstündeki tepeli toygarları
Şimdi Pazar gelip geçmiş olabilir
Kuşlar uçup gitmiş de olabilir
Ama aşk?
O durur
15.11.2015
8.11.2015
Kibritçi Kadın
Olanları bir an düşündü genç adam. Gerçeklesen çok değişik
bir simya olayı olmalıydı. Cisimlerin ateşle temas ettiklerinde nasıl şekil
değişikliğine uğradığını biliyordu. Gerçekleşen buydu tam olarak. Acaba her
insanın içinde bir miktar fosfor var mıydı doğuştan. Ya da bir kibrit çöpü
kendi başımıza yakamadığımız. Aldığımız nefesle değil de ancak sevgilinin
nefesiyle yanan, sesiyle ya da bir dokunuşuyla.
Değişiyordu kadın. Çıkan dumanın isiyle zehirleniyordu. Ve
ağlamak zehirlenmenin ilk belirtisidir.
30.10.2015
Buyruk
Martılar
Geldiniz mi yine bir saatin günahını alarak
Sabahın dördünde
Seherinde ve serininde
Geldiniz mi daha deniz dalgalanmadan
Buyrun
Susun
Ya da bana biraz benden bahsedin
Kulağımdaki sesi tarif edemem
Kendime bulduğum isimlerden bahsedemem
Siz elbet bilirsiniz
Şiirin mavi denizini
İyi bakarsanız kıyılarında hüzünlü insanlar
Varın
Sayın
Ki
Biri benim
Şimdi biraz benden bahsedin
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


