21.09.2017

Benim adresim aynı da,
Senin sokakların mühürlü
Ben o sokakların her köşesinde
Bir ananın haklı çıkışını gördüm
Bir babanın derinden of çekişini

Kapıların kilitliydi.
Kilitli olmasa da sorarsın adımı
Kahveyi acı severim ben, ordan tanı
Senin hatırın kalsın bende, benim acım muhayyer

Kapıların kilitliydi, ordaydın
Ordaydın ta can evimde
Orda büyüttüm kendimi
Ömrüm üstüne karlar yağarken…

26.08.2017

O SABAHIN GECESİ

Diyemediğim şeyler var. Durmadan kafamı karıştıran şeyler. O sabahın gecesinde her şeyi yaktım; biriktirdiğim çocukları, aldandığım vücutları, içimden gelip geçen binlerce gülüş, binlerce bakış… Velhasıl otuz senede ne gelip geçtiyse, beni ben yapan ne varsa, ki ‘’yanarsın’’ demişti ‘’seni seviyorum’’ dediğimde. Haklı çıkmıştı; sona geldiğimizde anladım bunu. Oturdum izledim; sanki kızıl ormanın ortasından geçip önüme çıkan ilk yardan atladım. Biriktirmek artık bana göre değil. Unutmak da nitekim öyle ama hatırlamamayı becerebilirim.

Sesi, gülüşü, bakışı vücut olmuş, geziniyor beynimde; onu nereye bırakacağımı bilemeden çıktım sokağa. Soğuk, bir o kadar sokak, bir o kadar da yağmur. Yaptığım kâğıttan gemiler birer birer suya gömülüyordu.

Bir arkadaşa uğradım. Onun da bir mevzusu vardı. Açık etmezdim ya kendimi. Ona verdiğim nasihatleri aslında kendime derdim. İnsan en çok kendini kandırırmış başkasını değil. Olum dedi arkadaş; ''Sen kime diyorsun bunları?''. Boynumu eğdim. Derin bir sessizlik oldu bir an. Bir tane daha açtık; ‘’Yarın açacak bir dükkânımız yok nasıl olsa’’.  Acı bir gülümseme dudağımda.

Aklıma ‘’ rocky’’ geldi; çocukken edindiğim ilk köpek, kudurduğu için öldürmek zorunda kaldığımız köpek. Bazı şeyleri azalta azalta bırakmak mümkün olmuyor. Rocky gibi, sigara gibi, sen gibi… rocky sudan korkuyordu ben onu bir kadeh suda boğdum. Vedalaşmak zor oluyor bazen. Nasıl oldu bilmiyorum bileğime yapıştı birden. Aldım yere çaldım, cam kırıkları, can kırıkları… Sabah olunca her şeyi tekrardan hatırlamaktan korkuyordum; en çok bu hissi hatırlıyorum.

O GECENİN SABAHI

Gelelim sana; zaten hep sana gelmedik mi kapısını açtığım evimi saymazsak?
Sen çayı daha yeni demlemiş ve uzanıp upuzun kollarınla perdeyi sıyırırken ve gözlerimin ışıktan kamaşacağını bekleyerek muzipçe gülerken seni nasıl arkada bırakabilirim. Yarı uyanık yarı uykulu kan çanağı gözlerimle sana baktım. Nasıl biteceğini düşünüyordum; her şeyi anlatacaktım sana dün gece neler olup bittiğini ve en önemlisi bize yazdığım sonu. Aklım ve bilincim hazır değildi buna. Ama sen gidebilirdin. Gitmeliydin en başta ama sen bir kez yaptığın o hatayı hep tekrarladın. Tek yanlışın buydu; aklı başka birini sevmek.

Sana kıyamadım, nasıl yapacaktım saçların yüzüme dökülürken. Nasıl anlatacaktım sana aşkın en büyük bir yanılsama olduğunu. Sana iyi geldiğine inandığın bir şeyi yaşamaktır aşk. İnandığın yalanları zamanla kendi gerçekliğin ettin. Lakin her şeyi yaşamak ister insanoğlu, dibine kadar. Böyle sonunu bile bile sonuna kadar gitmek istersin bazen. Sonda kül olmak varsa ya da kül etmek olsa da. Seninki de buydu.

Sen anlıyordun beni; anlatamama da gerek yoktu aslında; artık baş vermiş yaramı biliyordun, dün gece olup bitenleri kestirebiliyordun az buçuk. Ki ben de kelimelerle anlatacak değildim bu durumu. Her zaman için mümkün olmuyor bu. Gözlerin bu kadar açık konuşmasa daha kolay olurdu. Gözlerinden okunuyordu, konuşmasan da sesin titriyordu. Öyle sarıldın, her zamankinden daha içten hiç bırakamayacak gibi...

‘’Her şey güzel olacak’’ dedim

Buna ne sen inanıyordun ne de ben.

17.05.2017

Gece sayımlarında eksik çıktığım doğrudur,
Perdesi çekili pencerelerin arkasında
Hoşafı sofrada yarım bıraktığım da doğru
İki üzüm tanesinin damarlarımda gezdiği de…

Tam düşecekken bir kadehe
 kirpiğine tutundum
Sonra iki gözün arasında gelsin volta… gitsin volta...

Dilim şişelerin küçüklüğünden şikâyetçi
Oysa ben makul olmaya çalışırım böyle müşkül mevkilerde
Devrilmiyordu ya hani sandalyeler,
Hani sakindi ya saçların, öyle sakindi gece…
Sarhoşun mektubu okunmazmış, gönlü okunurmuş
Ben cümlelerimi tutuşturmadan sen gönlümü söndür

10.04.2017

O kadar doyduk ki birbirimize 
Aç olduğumuzu unuttuk sabahları 
Önce balkondaki çiçekleri suladık
Sardunyaları…
Kırıldıkları yerlerden inadına yeşersin diye
İnadına yaşıyoruz biz de
İnadına yeşiliz, şükür…
Önce kendimizi sevmeyi öğrendik, belki de ilk defa…
Sonra şairlerin isimlerini
Sen varken beyaz duvarlı bu evde uyanırsam mutlu oluyorum.
Tok oluyorum, susamıyorum
Kendini hatırlattığın yerde dur biraz
Dur biraz da gözlerinden öpeyim
Sonra uykulu ellerinden

15.12.2016

Acz Kİ
Ben senin uykularında
Ve bir volta boyu pencerenin önünde
Kaşlarımın üstüne basa basa geziniyorum
Sen ki benim koyunlarımı güdüyorsun
Acz Kİ 
Ben bir sokak lambasına vurulmuşum 
Ezan ‘Allah büyüktür’ dediği vakit 
Sen evlerden bir evsin yağmur altında 
Pencerenden bir kursun sekmiş alnımın ortasına
Acz Kİ
Çok sağnak yağmışsın, sanki binlerce sene
Dökülen bir gökyüzüdür hayatın ta kendisi de
Rahmettir derler;görmüştüm bir cenazede
Senin canın sağolsun
Bana rahmet
Şimdi bir rüya görmüş gibi anlatırım
Ben birkaç satır içinde sanki sana daraltılmışım
Kelimeler kabz
 

8.12.2016

Anam mütebessim
Babamın adı ise Hüseyin
Hüseyin ki ağlamayan ker belanın ortasında
Bense ağlamayı senden öğrendim
Ben bir kere ağladım
İki kere yaşlandım, babamın yaşına geldim

O çölün ortasında bir testi su olmadan
Ölüme yakalanmak gibisin Sevgili,
Orada bir başa bela, orada bir kerbela
Bense oralıyım
Beni şimdi bir damla su içerken gören bağışlasın

24.07.2016

Hepsine Amenna

görenler 'sigaraya başlamış herhalde' diyormuş
dalından sigara içermişim
rengi derdime göre değişen;
kırmızı,mavi,mor...
bıyık bırakmışım bir de;
gönül meşgalesidir,
gönlüm daralınca burarım diye.
topladığım taşları denize atarmışım
bunu da gümüşün martılarından öğrenmişler.
hele ceketimi omzuma attığımda
bir şaire benzermişim.
bir de gök feneriymişim.
bulutlara yol gösterirmişim;
sabahtan akşama, akşamdan sabaha
saate baksam da öylesine.

evet
yalan değil
sigaram dudağımda
göğsümün soluna bir çiçek yerleştirmişim.




12.06.2016

...


Belki bir çay sarhosuyum, ilk mola yerinden
Çocukluğumuza uzanan yolculugun.
o yolculuğun ortasında...
Bir yanağın gül oluşunu düşünüyorum.
Sakalım değse, ahh, tomurcukları düşecek, korkuyorum…
İçimden böyle şeyler geçiyor işte…

Sahi kaç saat kaldı çocukluğumuza,
 Geldik mi yoksa?

29.04.2016

Bu gece yıldızları seyret
Kayan her yıldız Hayyam’ın sakalından damlar gibi
Düşsün saçına
Görenler yeniden doğmak desinler buna
Sen say yeniden doğduklarını

Saçların upuzun bir hikâye
Say ki her bir teli binbir gece masalı

14.03.2016

Ben bir çocuğum
Ve her sokağın başında
Akşamüstleri beni gönlüne çağıran bir kadın
Aklımdan bir gül geçiyor bir ekmek

Ve gülün bittiği yerde dudakların başlıyor
Dudakların... akşam üstleri gibi kırmızı

27.01.2016

Ağlayan Çayır

Filmin merkezinde Eleni vardır. Film o şiirsel anlatımıyla; Eleni’nin çocukluğundan başlayıp, gençliğini, âşık oluşunu, çocuk sahibi oluşunu ve dönemin sorunu savaşın yüzünden bu çekirdek ailesini yitirişini anlatıyor. Savaşın tam ortasında Eleni’nin annesi gözlerinin önünde katledilir. Alexis’in, yani aşık olduğu adamın ailesi tarafından evlat edinilir. Resmi olmasa da Eleni ve Alexis kardeşi gibi büyümüşlerdir ve Alexis’in babası bu durumu pek hoş karşılamaz fakat asıl nedeni, Eleni’yi kendine eş olarak düşünmesidir. İki genç köylerinden kaçmak zorunda kalır ve Yunanistan’ı karış karış gezerler. Alexis müzisyendir -o çalmaya başladığında Eleni Karaindrou’nin bestelediği ‘O’ şarkı duyulur. Senaryo bir yana filmi bana sevdiren temel şey de müzikler oldu- Çift ve ikiz çocukları ne kadar çalışsa da tutunamamaktadır ve Alexis ABD’ye göç eder; Eleni ise rejim karşıtlarını desteklediği için hapse girer. Derken İkinci Dünya Savaşı başlar ve Yunanistan Almanlar tarafından işgal edilir. Savaş biter ve ülke şimdi de iç savaşla karşı karşıyadır ve çiftin ikiz oğulları karşı taraflarda birbirlerine kurşun sıkarlar. Zamanın Balkanları çok iyi analiz edilmiş ve seyirciye bir o kadar iyi yansıtılmış. Alexis ise  Amerikan rüyası peşinde kendisini ilgilendirmeyen bir savaşta ölür. Eleni’nin acısını, çaresizliğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz ve bu noktada ‘Zamanın genç kızı, Eleni artık bir anne’ diyorsunuz. Film boyunca yağan yağmur ve kullanılan pastel renkler o acıyı, ülkenin içinde bulunduğu buhranı ve filmin adını görsel anlamda desteklemiş. Seviyorum böyle numaraları.
Filmi uzun diye nitelendirenler olacaktır yine de böyle uzunca bir sürecin, diyaloglara başvurmadan, sade, minimalist bir uslupla bir buçuk saat içinde anlatılmasını bekleyemezsiniz. Film boyunca dönemin Yunanistan’a ve o kültüre ait dair çok şey öğreniyorsunuz fakat yine de benim anlayamadığım, biraz da sürreal gelen sahneler var; koyunların ağaca asılı olması gibi mesela. Yine de her bir sahneyi ele aldığınızda görsel anlamda hepsi bir şölen. Tüm bunlar ve elbette filmin müzikleri, filmin seçkim arasında yer almasına yeter de artar bile.

23.01.2016

Güzel Marmara'nın Kıyısında

‘Büyük şehir işte ‘diyecektim içimden
Babam çok uzaktaydı
Fakat anlayacaktı, hissedecekti

Oturduğum her masadan sonra illaki hesabı gelirdi
Sevdiğimin
Sevildiğimin
Hatta soluduğum havanın
Bu ucuz Güzel Marmara’nın
Ve elimi cebime her attığımda
Elime geçen sadece pişmanlıklarım olurdu.
Garsondan gizli bir kuru ekmeği çiğnesem ağzımda
Dibinde de biraz kalmışsa hayatın, ah ne güzel olurdu
Kalksam gitsem sonra kafama dikip
Kapaklanacağım kesin ayaklarının dibine İstanbul’un

‘Ne biçim şehir’ diyecektim içimden
Babam uzaktaydı
Fakat anlayacaktı, hissedecekti
Çünkü benim bir sigarayı tutuşum en çok onunkine benzer
İçime çekişim, en çok ona

Çızıktırdıklarım



21.01.2016

Umudumuz;Kar Taneleri

‘’Bu karlı havalar sevgili’ ’dedi ve sustu sevilen. Pencereden bakmaya devam ediyordu. Bir süre sonra şöyle devam etti ’’ Çocukluğumuzda yağsın diye dört gözle beklediğimiz kar şimdilerde içimi üşütüyor. Manen tabi. Hadi pencere önüne koyduğumuz bu bulgur taneleriyle doyurduk kuşları, ya çocukları ne yapacağız?. Sıcak bir bağırdan yoksun çocukları? Bembeyaz karın üstündeki ayak izlerinin onlara ait olmadığını söyleyebilir misin?
Acayip canım sıkılmıştı; elimdeki çay bardağını bir kenara bıraktım. Oysa kardaki ayak izlerini takip ederek çok uzaklara gitmişti çoktan.

16.01.2016

Baharı Hatırlatanlar

Bu hafta sadece bunları yakalayabildim;
Serçe (Passeridae)
Büyükçekmece/ İstanbul